| |
Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar.
Acı
Tarih: , Perşembe, Temmuz 2, 2009
Dünyanın düşsel görüntüler geçidini kayıtsızca seyrederken Schophenhauer'un söylediği sözü düşünüyorum: "Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir." Yaşantımızda büyük acılarımızın her zaman olacağı gerçeğini duyumsamak, minik bir panik kıymığı batırıyor yüreğime. Zihnimi sakinleştirmek istiyorum. Sonsuzluğu düşüneyim bari derken kayış atıyor... Bedenimi atomlarına ayrılmış bir gaz bulutu gibi hissetmeme engel olamıyorum. Sert bir rüzgarın eserek tüm parçalarımı gezegenin her bölgesine savurmasını diliyorum...
Tutku
Tarih: , Pazartesi, Haziran 22, 2009
Tutku ile sahip olduğumuz şeylerin belli bir süre sonra bize sahip olmalarını engelleyemeyiz.
Seks
Tarih: , Pazar, Haziran 14, 2009
Seks çerçöpüyle izinsiz içeri girmekte, devlet adamlarının müzakerelerine ve alimlerin araştırmalarına müdahale etmekte tereddüt etmez. Her gün en değerli ilişkileri mahveder. Daha önce onurlu ve dimdik olan insanların vicdanını çalar.
- Schopenhauer
İnsan
Tarih: , Çarşamba, Haziran 3, 2009
İleriyi önceden görebilseydik, çocukların ölüme değil, hayata mahkum olan, ama henüz cezalarının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar bilinçsiz olan masum mahkumlar olduğunu görebilirdik. Yine de her insan ileri yaşlara..."bugün kötü ve her gün daha da kötüleşecek, ta ki en kötüsü olana kadar," denebilecek bir hayat durumuna ulaşmak ister. -Schopenhauer
Affetmek
Tarih: , Saturday, Mayıs 23, 2009
Affetmeyi istemekle affetmek arasındaki köprüdür erdem. Ve affetmek, yükünü taşıdığımız kişiye iade etmektir.
Hasat
Tarih: , Pazartesi, Mayıs 18, 2009
Ruhun denizine atılan kelime çapaları,
Sürer ruhu tarla gibi...
Aşkın körpe tohumlarını savurur şehvet,
Ve bekler hasadı...
Uyanırım da Karanlığın Zulmü Basar İçimi / Gerard Manley Hopkins
Tarih: , Çarşamba, Mayıs 13, 2009
Uyanırım da, gündüzün değil, karanlığın zulmü basar içimi. Ne saatler, Ah ne kara saatler geçirdik bu gece Boyunca! Neler gördün yürek, neler; girdin ne hallere! Ve dahası da ışıl ışıl daha uzun günlere ertelenmişti. Şahidim var ki konuşuyorum böyle. Fakat, saat dilimdeki, Yıllardır aslında, bir ömürdür. Ve ağıdım var ya ağıdım ince Bitmek bilmez çığlıklarımdır, heyhat! yad ellerdeki can kişiye Gönderilmiş de yerine ulaşmamış mektuplar gibi. Safrayım ben, ben mide yanmasıyım. En katı hükmü Tanrının Acıdır, ben bakayım ister tadına: oysa bendim benim tadım; Kemikten yapılmışım, etle doldurulmuşum, laneti kan, tıka basa. Ruhumun kendi mayası ucuz bir hamurdur, ekşir. Yok olan, Yitip gidenler de böyledir, görürüm, ve geride bıraktıkları yangın Benimkine benzer, onların kan ter benleri; beterin beteridir benimki ama.
Hayatımızdaki Tüm Annelere / Anonim
Tarih: , Saturday, Mayıs 9, 2009
21 senelik evlilikten sonra "aşk ışıltısını" canlı tutmanın yeni bir yolunu buldum. Bir süre önce, başka bir kadınla çıkmaya başladım ve bu aslında eşimin fikriydi. Bir gün eşim, beni çok şaşırtarak: "Biliyorum ki Onu seviyorsun" dedi . Şiddetle itiraz ettim: "Ama ben seni seviyorum!!!" "Biliyorum ama aynı zamanda onu da seviyorsun. Ona da zaman ayırman gerekiyor" Karımın, ziyaret etmemi istediği "Öbür kadın", 19 yıldır dul olan annemdi. İşimin yoğunluğu ve üç çocuğumun beklentileri sebebiyle annemi görme fırsatım pek olamıyordu. O akşam annemi yemeğe ve ardından sinemaya davet ettim. Endişelendi ve hemen; "İyi misin, her şey yolunda mı" diye sordu. Annem de geç saatte gelen bir telefonun veya sürpriz bir davetin mutlaka kötü bir anlamı olacağından şüphelenen tipte kadınlardandı. "Seninle beraber ikimizin biraz zaman geçirmemizin güzel olacağını düşündüm" diye yanıtladım. "Sadece ikimiz mi?" dedi. Biraz düşündü ve; "Çok isterim" diye cevap verdi. O Cuma, iş çıkışı onu almaya giderken kendimi biraz gergin hissediyordum. Eve vardığımda fark ettim ki o da, randevumuzdan ötürü hafif gergin görünüyordu. Kapısının önünde, paltosunu çoktan giymiş bir şekilde bekliyordu. Saçlarını yaptırmıştı ve üzerinde babamla kutladıkları son evlilik yıldönümlerinde giydiği elbise vardı. Bana melekler kadar ışıltılı bir yüzle gülümsedi. Arabaya bindiğimizde; "Arkadaşlarıma oğlumla dışarı çıkacağımı söyledim ve gerçekten çok etkilendiler" dedi. "Randevumuzun nasıl geçtiğini duymak için sabırsızlanıyorlar." Gittiğimiz restoran, çok şık olmasa da sevimli,sıcak ve servisin kaliteli olduğu bir mekândı. Annemse, bir kraliçe edasıyla koluma girdi. Yerimize oturduktan sonra ona menüyü okumam gerekmişti,çünkü küçük yazıları göremiyordu. Ben daha menünün ortalarındayken annemin nemli gözlerle ve nostaljik bir gülüşle bana bakmakta olduğunu fark ettim: "Eskiden, sen küçükken, menüleri okuyan bendim, sense meraklı bakışlarla beni dinlerdin" dedi. Ben de gülümsedim: "O zaman, şimdi senin rahat rahat oturma sıran ve ben de okuyarak borcumu ödeyebilirim" dedim. Yemek boyunca muhabbetimiz çok güzeldi, sıra dışı hiçbir şey olmadı ama eskilerden ve hayatlarımızdaki yeniliklerden bahsederek kaybettiğimiz zamanın birazını telafi etmeye çalıştık. O kadar çok konuştuk ve eğlendik ki film saatini kaçırdık.Akşam annemi bırakırken; "Seninle tekrar çıkmak isterim ama ancak bu sefer benim seni davet etmeme izin verirsen" dedi ve bir akşam tekrar buluşmakta karar kıldık. Eve geldiğimde eşim yemeğin nasıl geçtiğini sordu: "Çok güzeldi" dedim. "Düşünebileceğimin çok üstündeydi". Birkaç gün sonra annem aniden ciddi bir kalp krizi sonucu vefat etti. Bu o kadar ani gerçekleşmişti ki onun için bir şey daha yapma şansım olmamıştı. Birkaç zaman sonra evime,annemle yemek yediğimiz restorandan,ödenmiş iki kisilik bir yemek faturası ve üzerine iliştirilmiş bir not yollandı: "Oğlum, bu faturayı önceden ödedim, çünkü seninle kararlaştırdığımız randevu gününe gelemeyeceğimden neredeyse yüzde yüz emindim. Yine de iki kişilik bir yemek ayarladım çünkü bu sefer eşinle beraber gitmenizi istiyorum. Seninle olan o günkü randevumuzun benim için ne anlam ifade ettiğini bilemezsin. Seni Seviyorum." O esnada; "Seni Seviyorum" demenin ve hayatta değer verdiğimiz insanlara hak ettikleri zamanı ayırmanın önemini anladım. Hayatta hiçbir şey ailenizden daha önemli değildir. Onlara hakları olan zamanı ve ilgiyi verin çünkü böyle şeyleri erteleyebileceğiniz "Başka bir zaman"ı her istediğinizde yakalayamayabilirsiniz. HAYATINIZDAKİ TÜM ANNELERE...
Haiku
Tarih: , Pazar, Mayıs 3, 2009
Haiku, Japon şiirindeki geleneksel biçimler arasında en kısa olanıdır. Toplam onyedi heceden ve üç dizeden oluşur. Diğer bir ifade ile Haiku, onyedi nefes içeren üç solukdur. İlk iki dizede tutulan nefes sanki üçüncü dizede birden bırakılır gibidir. "Eski havuz ya kurbağa atlayıverir- suyun sesi"
Haiku yazarı kafasında “bin kez” okuyarak yazmıştır; okur da, ister içinden ister yüksek sesle, iki kez peş peşe okursa, “anlamsız anlam”ı daha iyi görecektir.”
"Bahar meltemi Kayıkçı piposunu çiğniyor"
Wohlfart bu konuda; “Anlam yalnızca sözlerde değil, sözlerin aralarında da yatar; satırların ve sözcüklerin aralarındaki ‘suskun beyazlık’ta" demiştir. Dendiği gibi: Anlam bağlamını anlamaya, metin dokusunu kateden ‘susku iplikleri’ de katılır.
Basho’nun konu hakkında bir açıklaması şöyledir: “Bu şiirde dikkati çeken şey, bence en küçük bir simgesellik bile hissettirmeden simgesel oluşudur. Çam ağacını öğrenmek istiyorsanız çam ağacına, bambuyu öğrenmek istiyorsanız bambuya gidin. Ve bunu böyle yaparken kendi kanılarınızı bir yana bırakmalısınız. Yoksa kendi kendinizi koşullandırır ve öğrenemezsiniz. Konunuz ve siz bir olduğunuz zaman şiiriniz de kendiliğinden oluşacaktır, yani konunuzda gizli pırıltılar ararken derin derin daldığınız bir zaman. Şiiriniz ne denli güzel söylenmiş olursa olsun, duygularınız doğal değilse –konunuz ve siz ayrı düşüyorsanız- şiiriniz gerçek şiir değil, yapmacık olacaktır.” Basho’nun bu söylediklerinin gerisindeki Zen felsefesini yansıtan ifade Wohlfart’ın aktardığı biçimiyle şöyledir: “Zen’i hiç bilmeyenler için, dağlar yalnızca dağ, ağaçlar yalnızca ağaç, insanlar da yalnızca insandır. Kişi Zen’i anlamanın yarı yoluna gelince, bütün biçimlerin hiçliği belirir; dağlar artık dağ değil, ağaçlar artık ağaç değil, insanlar da artık insan değildir. Gene de, Zen’le ilgili tam bir anlayış kazanan kişi için, dağlar yeniden dağdan başka bir şey değil, ağaçlar yeniden ağaçtan başka bir şey değil, insanlar da yeniden insandan başka bir şey değildir."
Al işte canım haiku yazmak istedi. Daha fazla kendimi tutamayacağım. Üç solukta on yedi nefesi akıtıvereceğim:
Kontrolsüz artan bize, tokat için geriliyor evren...
***************************
Tanrı sakladı mutluluğu, en zor yere, içimize...
Dünya
Tarih: , Saturday, Nisan 18, 2009
Benden uzaklaştığın kadar yaklaşıyorsun... Unutma, Dünya yuvarlaktır!..
{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }
|
|