Dünya
Tarih: , Salı, Kasım 10, 2009
Gezegen çok hoşuma gidiyor. Bi de içinde insanlar olmasa...
Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar.![]() Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Rss | Beyin Masajı | Matrix'e Davet | Ruh Halim
DünyaTarih: , Salı, Kasım 10, 2009Gezegen çok hoşuma gidiyor. Bi de içinde insanlar olmasa... { 0 yorum } { yorum yaz } { Bağlantı }
İnternetTarih: , Perşembe, Kasım 5, 2009İnternetde sörf yaparken bilgisayarın ethernet kartınının ürettiği veri paketleri, dünyadaki yönlendiriciler üzerinde ışık hızıyla akıyor.
Binlerce yönlendiricinin minik ledleri yanıp sönerken bizler siteler arasında dolaşıyor, birbirimizle haberleşiyor, blogumuza yazı ekliyor, hatta telefon görüşmesi yapıp televizyon seyrediyoruz. Teknoloji daha büyük veri paketlerini daha hızlı göndermek için var gücüyle çabalıyor. Oysa teknolojik gelişmeler logaritmik olarak artarken sosyal bir varlık olan insan bu gelişmelere aynı hızda cevap veremez hale geldi. Ve teknoloji aç ve kararlı bir canavar yarattı: İnternet. Her geçen gün değerlerimizi kemirerek büyüyor bu canavar. Beslendikçe acıkıyor. Ağına düşenlerin kanını son damlasına kadar emiyor. Tüketiyor. O semirdikçe biz mekanikleşiyoruz. Mekanikleştikçe birbirimizden uzaklaşıyoruz. İnterneti yarattık ve şimdi kendi zekamızın ürünü olan bu elektromanyetik alanın kölesi olma yolunda hızla ilerliyoruz. Sanal ve gerçek arasındaki çizgi her geçen gün belirsizleşiyor. Daha da kötüsü; kendi organik enerjimizle bir şeyler üretme isteğimiz yok olurken bizde makinalara benzemeye başlıyoruz. Onların bize hizmet etmesi gerekirken artık biz onlara hizmet ediyoruz. Fakat insanlar olarak tatmin olabilmek için organik özelliklerimizi yüceltmemiz gerekmez mi? Makinelerin en akıllısı olan bilgisayarların ve bu bilgisayarların kontrolsüz çiftleşerek çoğalttığı internetin gezegenimizi istilasını korkuyla izliyorum. (Üstelik bu izleme faaliyetini bilgisayarlar vasıtası ile yapıyorum ehi.) İnternetin insan beynine yapmış olduğu tecavüz aklımıza dijital tohumlarını saçıyor. Artık elektronik benlikli yarı insanlar haline geldik. Daha az hisseden, daha az duyumsayan, daha fazla tüketen ve ruhu zımparalanmış bir güruh olma yolunda hızla ilerliyoruz. Bizler, teknolojinin nimetlerinin büyüsü önünde tapınanlar, her geçen gün internete daha bağımlı olurken, korkunç bir gerçerği göz ardı ediyoruz: filmlere konu olan, bi gün robotların insanları ele geçireceği gerçeğini. İşin garip tarafı bu istilanın başarı ile sonuçlanmış olmasını hala algılayamamış olmamız. Uyanın! Bizler artık robotuz! Dünyada internete dokunup da insan olarak kalmış kimse yok artık. Ehi. (Mekanik sesler çıkartır, klavyeye ihtiyaç duymadan yazmaya devam eder.) Bu arada yaşanmış gerçek bir olayı da akıtmadan edemeyeceğim: 54 yaşındaki Childress H. Wanamaker, ABD'nin New York şehrinde bir yeni medya şirketinde muhasebe müdürü olarak çalışmaktadır. En büyük korkusuysa internette takip ettiği 48 tartışma grubundaki olaylardan geri kalmaktır. Bilgisayar başından asla kalkmadığı için zamanla yemeklerini de aksatmaya başlar. 26 yıllık karısı yemeklerini tepsiyle önüne getirir ama bu bile onun ellerini klavyeden kaldıramaz. Kayıtlarına göre Wanamaker tartışma gruplarına ortalama her iki dakikada bir mesaj yazar. Oğlu Lucian'ın onu kaldırmak için arabasının çalınmakta olduğunu söylemesi bile Wanamaker'ı kıpırdatmaz. Raporlara göre son dönemlerde ilgili ilgisiz her tartışmaya dalarak laf yetiştirmeye başlar. Buna ek olarak bu forumların içinden 15 bin 250 kişiyle de düzenli olarak mesajlaşır. 375 blog sitesini takip ederken bir de kendi blog sitesini kurmaya kalkar. Sonunda Wanamaker evinde bilgisayarı başında açlıktan ölmüş olarak bulunur! Internetin en derin yan etkisi olarak tarihe adını yazdırarak aramızdan ayrılır. Üstelik forumlarda hâlâ adı geçiyor. Ne yazık ki cevap veremiyor. BoşlukTarih: , Pazartesi, Ekim 26, 2009İçimdeki boşluğu Helyum gazıyla doldurmak istiyorum.
******************************************* " Aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarını bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiç bir şeye kayda değer bir varoluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uzakta olması o kadar korkunç ki!" Kinyas ve Kayra - Hakan GÜNDAY Dağdan İnip Saçıldılar...Tarih: , Perşembe, Ekim 22, 2009Doymak bilmeyen küresel bir canavarın lezzetli besinleriyiz... Uyuduğumuzun farkına varmadan uyuyor olmamız ne garip... Uyuduğumuzun farkında olmadan uyanmayı başarabilecek miyiz? Böğürmek istiyorum. Evet, iki karşıt fikri aynı anda akılda yan yana koymak ve yine de denetimi kaybetmemek lazım.Aklımla yapacağım düellonun bedelini ödemeye razıyım. Ben kazanırsam aklımı kaybedeceğim. Aklım kazanırsa kendimi kaybedeceğim... Bu arada haberleri seyrederken beyin hücrelerimin rezonansa girdiğini ifade etmek gerek. Dağdan inen ve şenliklerle karşılanan insan topluluğunun halini görüyorum... - Pişman mısın? - Hayır değilim. Bir yanda madalyasını atan şehit yakınları ve gazilerimiz... - Pişman mısın? - Evet pişmanım. Böyle giderse düelloya gerek kalmadan kafayı kıracağım. ehi... Pardon. Umarım uyandırmamışımdır... Devam devam yok bi şey... Fıssss. Horrrr. SonbaharTarih: , Pazar, Ekim 18, 2009Sonbahara direnen yaprağın korkusudur rüzgar.
Dalından kopmak bir yaprağın kaderidir. Bir süre rüzgarla gezer kuru yaprak. Son demlerini uçarak yaşar. Sonra toprakla tanışır ve karışır toprağa. Bir ağaç fidesinin verimi olur. Böylece besler kendi özünü. Bir yaprağın dalından ayrılışı aslında yeniden doğuşun bir simgesidir. Sonbahar ne kadar hüzün dolu olsa da, Belki de tüm hüzünler yeni bir başlangıcın ve umudun habercisidir... KorkuTarih: , Pazar, Ekim 11, 2009Korkmadan bir boğa ile güreşmek hiçbir şeydir.Korkup bir boğa ile güreşmemek de hiçbir şeydir. Ama korkup da bir boğa ile güreşmek, işte bu önemli bi şeydir. -Boğa Güreşcisi. Hiç bir korkum olmamasından korkuyorum. 2009-2010 Eğitim ve Öğretim Yılı Başladı...Tarih: , Pazar, Eylül 27, 2009![]() Aşağıdaki cevabı okumadan önce lütfen şekillere bakıp düşünün. "B seçeneğini şeçtiyseniz tebrikler! Dorğu cevabı buldunuz. Düz kenarı olan tek şekil B seçeneği. Bazılarınız C seçeneğini seçmiş olabilir. Çünkü diğerleri arasında asimetrik olan bir tek o. C de doğru cevap. Benzer bir durum A seçeneği için de geçerli: Köşesi olmayan bir tek o var. Bu yüzden A da doğru. D peki? hem düz bir kenara hem de eğimli bir kenara sahip sadece D seçeneği var. Öyleyse D seçeneği de doğru. Peki ya E? Diğerleri arasında öklidçi olmayan bir üçgenin öklid bir alandaki izdüşümü olan şekil E seçeneği. O da doğru cevap bu durumda. Bu tür bir alıştırmayı okulda göremessiniz. Eğitim sistemimiz insanlara neyin doğru cevap olduğunu öğretmek üzere kurulmuştur. Bir tek doğru cevap olduğu yaklaşımı, düşüncelerimizin en derinlerine kadar nüfuz etmiştir. Sorun hayatın büyük bir bölümünün böyle olmadığı gerçeğidir. Hayatımız belirsizliklerle dolu ve aradığımıza bağlı olarak birden fazla doğru cevap var. Ancak sadece tek bir dorğu cevap olduğunu düşünürseniz bir tane bulduğunuz anda aramayı bırakırsınız." -Roger von Oech (Beyninizi Kamçılayın kitabından) Çoktan seçmeli soru yağmuru altında ıslanmış körpe beyinler, sadece tek bir doğru cevap arayışı içerisinde yaratıcıklıklarını yitiriyorlar. Farklı perspektiflerle düşünme yeteneğimiz, daha biz küçükken öğretmenlerimiz tarafından acımasızca gasp ediliyor. Oysa, perspektifimizi değiştirip bilgimizle oynayarak olağanı olandışına çevirebiliriz. Albert Szent-György nin dediği gibi; "Buluş dediğimiz şey herkesle aynı yere bakıp farklı bir şeyler düşünebilmektir." Eğitim sistemimizin ezbere ve kalıplara dayalı yaklaşımı sürdüğü sürece, neden bu ülkeden bilim adamı, mucit çıkmıyor demesin kimse. ( sakin olmaya çalışır... derin nefes alır, titrer...) Amor Fati (Yazgını Sev)Tarih: , Çarşamba, Eylül 23, 2009Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye. "Ol" der Tanrı. Güneş oluverir. Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz. Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur. Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur. Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı. Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur. Her şey karşısında eğilir. Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar. Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez! Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir. Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı... Sırtında bir acı ile uyanır.... Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. .. Amor Fati - Nietzsche Yokluktaki eşitlik...Tarih: , Perşembe, Eylül 17, 2009a b ve c gibi birbirinden farklı görünen üç sayımız olsun. a-b=c bağıntısını inceleyerek tüm sayıların eşit olduğunu kavramaya çalışalım. Gözlerinizi pörtletip bakmayın lütfen. Basit çarpanlara ayırma metodları ve dört işlem kullanarak aslında tüm sayıların eşit olduğunu keşfedelim hadi. a-b=c Her iki tarafı (a-b) ile çarpalım : (a-b)(a-b)=c.(a-b) Parantezleri açalım : a²-2ab+b²=ac-bc ac'yi sol tarafa atalım : a²-2ab+b²-ac=-bc b²'yi sağ tarafa atalım : a²-2ab-ac=-bc-b² 2ab'nin birini sağ tarafa geçirelim : a²-ab-ac=ab-bc-b² a ve b parantezine alalım : a(a-b-c)=b(a-b-c) (a-b-c)'leri sadeleştirelim : a=b (Abovvv, vışş.) ve a=b ise a=b=c'dir. (Amanin. Nasıl yani?..) Oyun bitince şahta piyon da aynı torbaya konur sözü aklıma geldi. Sanırım insanlar da sayılar gibi sıfırlandıkça birbirine eşit oluyorlar. Bence önemli olan sıfırlanmadan eşitliği yakalayabilmek. Istırap ve Can SıkıntısıTarih: , Saturday, Eylül 12, 2009İhtiyaç içinde olmak ve yoksunluk ıstırap doğurur.
Sahip olunması gerekenden fazla şeye sahip olmak ise can sıkıntısı yaratır. Ve insanoğlu ıstırap ve can sıkıntısı sarkacında sallanıp durur... Vanitas Vanitatum diye haykırmak istiyorum. ( Derin nefes alır, gözlerini büyütür...) { Son Sayfa } { Sonraki Sayfa } |