Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar.


"Kendi alevinle yakmaya hazır olmalısın kendini: Önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?" Zerdüşt Böyle Diyordu.

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Rss | Beyin Masajı | Matrix'e Davet | Ruh Halim Beyin Cilala


İnsan

Tarih: 21:33, Çarşamba, Hazirane 3, 2009

İleriyi önceden görebilseydik, çocukların ölüme değil, hayata mahkum olan, ama henüz cezalarının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar bilinçsiz olan masum mahkumlar olduğunu görebilirdik. Yine de her insan ileri yaşlara..."bugün kötü ve her gün daha da kötüleşecek, ta ki en kötüsü olana kadar," denebilecek bir hayat durumuna ulaşmak ister.

-Schopenhauer

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

burada

Yazan: amozonik Tarih: 2009-06-14 22:29:12, 2009-06-14 22:29:12

Kısaca ileriyi yaşayanların ve memnuniyetsizliklerinden yakınanların ilerisi için birşeyler yapmaması şaşırtıcı. İnsan türü ya tahmin edilenden daha aptal, şekillendirilen hayatlarını kader sanacak kadar.
Umutsuzlukta öğrenilir.

****************************

Birinin memnuniyetsizliği bir diğerinin memnuniyeti olabiliyorsa eğer, yakındığımız şeyi değiştiremiyor olabileceğimiz ihtimali bazen karşımıza kader olarak çıkar... Bu acımasız kurgu, insan hayatını yavaş yavaş tüketmeyi pek sever...

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 00:17

paylaşmak istedim

Yazan: akheneton Tarih: 2009-06-14 22:23:28, 2009-06-14 22:23:28

DIALOGLARDA AKTIF OLARAK YER ALAN KISILER SUNLARDIR.
TIMAEUS: Hakkinda tarihsel bir kanit yoktur.
CRITIAS : Platon'un büyük büyük babasidir.
SOKRATES : Platon'un akil hocasi ve ögretmeni. Atina'nin otoriteleri tarafindan, Atina'nin gençliginin ahlak yapisini zedeledigi için idama mahküm edilmistir. M.Ö. 466-399 yillari arasinda yasamistirr.
HERMOCRATES : Devlet adami Syracuse'un askeri

DIALOGLARDA BAHSI GEÇENLER
SOLON ; Atina'li gezgin, sair ve yasamaci, asagi yukari M.Ö. 638-559 yillari arasinda yasamistir. Plato'ya göre Misir'li rahiplerden, Atlantis'in hikayesini ilk ögrenen odur.
DROPIDES :Critias'in büyük büyük babasi. Hikaye ona uzaktan akrabasi ve yakin arkadasi olan Solon tarafindan anlatilmistir.
CRITIAS :Dropides'in oglu ve dialoglarda yer alan Critias'in büyük babasi. Hikayeyi Critias'a aktaran odur.
--------------------------------------------------------------------------------
Timaeus: Ne kadar minnettarim , Sokrates, sonunda gelebildim, uzun bir seyahatten dönen yorgun bir gezgin gibi. Artik dinlenebilirim. Varligima dua edebilirim. O hep yasli oldu ve beni ifsa etti, bagisladi, sözlerime katlandi ki onlar dogru ve kabul edilebilir bir sekilde ona söylemisti. Ancak kasitli olarak kötü bir sey söylemedim. Beni yormasi için ona dua ettim. Ödül ve ceza için ve sadece ödül ve ceza için yanilan dogru yola getirilmeliydi. Dilerim ki gelecekte tanrilarin jenerasyonu ile alakali dogru seyler söylerim ve bana bütün ilaçlardan mükemmel ve iyi olan bilgiyi vermesi için dua ederim. Benim duacima, bagislamasi için, bütün kanitlari Critias'a verdim. O anlasmamiza göre sonraki konusmayi yapacak olandir.

Critias : Ve ben, Timaeus güvenin disinda ve seninde basta söyledigin gibi önemli mesafeler hakkinda konusacaktim. Dilerim ki sana biraz ve hos görü gösterilir. Ayni sabir ve hos görüyü kendi söyleyeceklerim içinde istiyorum. Ve çok yi bilirim ki bu istegim zamansiz ve nezaketsiz görünebilir. Her seye ragmen yapmaliyim. Hangi insanin duygulari söylediklerini yalanlamak ister. Ben yalnizca senden fazla göz yummak için tesebbüs gösterebilirim. Çünkü benim temam çok daha zor. Ve tartisabilirim ki tanrilarin iyisiyle konusmak insanlarin iyisiyle konusmaktan kolay görünebilir. Tecrübesiz ve söze önem vermeyen dinleyicilerinin her hangi bir konuda konusmasi, ona büyük bir yardimla es degerdir. Biliyoruz ki biz tanrilarla karsilastirildigimizda ne kadar bilgisiz kaliriz. Ancak maksadimi anlasilabilir hale getirmeliyim, eger Timaeus sen beni takip edersen herhangi birimiz tarafindan söylenen her sey ancak sahte ve temsili olabilir. Ressamlarin vücutlari tanrisal ve cennetsel benzerlikler içinde yaptiklarini hesaba katarsak, memnunlugun degisik ölçümleri, izleyicilerin gözlerinin nasil algiladiklarina baglidir. Görürüz ki herhangi bir devrede sahte dünyalar, irmaklar, agaçlar, evren ve orada bulunanlari yaratan sanatçilardan memnun oluruz. Hiç bir sey böyle bir konuyu özetleyemez. Resmi incelemeliyiz ve analiz etmeliyiz. Istenen belli belirsiz ve aldatici bir durum ve karanliga ilerleme. Ancak ne zaman her hangi biri insan formunu basit ve çabuk resmetmek isterse, bizde hatalari bilmek için çabuk oluruz. Ve tanidik benligimiz bizi sert bir yargiç yapar, benzerligin her noktasini kaybetmek ister gibi, ayni seyin söylemlerimizde de olmasina riayet ederiz. Tanrisal veya cennetsel bir resimden memnun oluruz, onun benzerleri de bizi memnun eder. Oysa ahlaki ve insansal elestirilerimizde daha özetsel olur. Eger ki konusmalarimizda anlatmak istediklerimizi uygun bir sekilde dile getiremiyorsam bani bagislayiniz. Insani seylere benzeyenlere onay ve önem vermek, iyinin tersini yapmaktir. Size önermek istedigim bu durum ayni zamanda yalvarmak, Sokrates artik daha az olmamaliyim, fakat az sonra söyleyeceklerime daha müsamali. Hangi lütuf ki istemekte hakliyim, sende bagislanmaya hazir olursun.

Sokrates: Tabi ki Critias senin istediklerini karsilayacagiz ve ayni seyi Hermocrates'den de bekliyoruz. Sen ve Timaeus kadar iyi, herhangi bir kuskum yok ki kisa bir süre sonra onun sirasi gelince oda ayni isteklerde bulunacaktir. Senin gibi eger kendisine taze bir baslangiç saglanabilirse ve defalarca ayni seyleri söylemeye mecbur kalmazsa, birakalim anlasinki müsamaha uzun süredir ondan beklenen bir seydi. Dostum critias sana tiyatronun yargisini bildirecegim. Genel düsünce son aktörün sasilacak kadar basarili oldugu, onun yerini alabilmek için büyük bir müsamaya ihtiyaç var.
Hermacratos: Uyari, Socrates ona ögütledigin sey, benimde kendim için yapmam gereken bir sey. Ancak unutma Critias bu zayif kalp asla zaferi yükseltmez. Bu nedenle gitmeli ve tartismaya bir erkek gibi katilmalisin. Ilk önce Apollo ve Musa'ya yalvar ve sonra seni öven sesleri duymamizi sagla ve herkese büyük hünerli kadim yurttaslarini göster

Critias: Dostum Hermociritias , sen ki son mevkidesin, ve önünde baskasi, kalbini henüz kaybetmedin durumun agirligi seni yakinda ortaya çikaracaktir. Bu arada senin davetine ve cesaretini kabul ediyorum. Ancak bununla beraber bahsettigin tanrilar ve tanrisal varliklar arasindan, ben özellikle mnemosyne yalvarirdim. Konusmamin bütün önemli kismi onun lütfüna muhtaç ve eger benim tarafimdan söylenen ve solon vasitasiyla buraya ulasan seyleri yeteri derecede hatirlayabilir ve dile getirebilirsem, süphem yok ki bu tiyatronun isteklerinden memnun olacagim. Ve simdi, daha fazla oyalanmadan baslayacagim. Izin verin önce gözlemlerimle baslayayim. Bu geçen 9000 yil Heracles'in, Pillar's disinda ve içinde ikamet edenlerin arasinda olan savastan itibaren olan zamanin toplamini ifade eder ki bu savasi size izah edecegim. Bir taraftaki savasçilar Atina'nin liderleri olarak kaydedilmis, ve savasin disinda dövüsmüsler, öteki taraftaki savasanlar ise Atlantis'in krallari tarafindan kumanda edilmisi ki bu ada (Atlantis) Libya'dan, Asya'ya kadar uzaniyor. Ve bir deprem sonucu batiyor. Buradan okyanusa açilmak isteyen denizcilere geçilmez bir çamurdan engel olusturuyor.
Tarihin gelisimi ile çesitli milletlerden, barbarlarin ve Helen uygarliklarinin basarili bir sekilde ortaya çikmalari ve sahnede var olmalari sonucu ancak özellikle size o dönemde ki Atina'yi tarif etmeliyim. Onlarla savasan düsmanlarini ve bu iki kralligin saygi deger ve güçlü devlet adamlarini Atina'nin üstünlügünü teslim edelim.
Eski tanrilar zamaninda tüm dünya tanrilar arasinda dagitilarak pay edilmisti. Tartisma yoktu. Dogru kabul etmezsek dahi, tanrilar hangi kismi kendileri için uygun oldugunu bilmiyorlardi. Veya bildikleri halde kavgayla kendilerine daha uygun ve ötekilere ait bazi bölümleri almak isterlerdi. Onlar yalnizca pay ederek istedikleri yerleri almak isterlerdi. Kendi yolunda ilerleyenler ise ki onlar bize bakan insanlardi. Onlarin bakiciligi ve bonkörlügü aynen bir çobanin bir sürüye bakmasi gibiydi. Yalnizca felaketleri kullanmayanlar veya vücutsal güçlerini kullanmayanlar, ani çobanlarin yaptigi gibi ancak bizi kayigin arka tarafini idare eden pilotlar gibi yönetirlerdi. Bu hayvanlari yönetmek için kolay bir yoldur. Ruhumuzu kendi zevklerine göre inanç dümeninden tutarak, tüm ölümlü yaratiklara rehberlik ettiler. Simdi degisik tanrilar degisik yerlerde siralanmis, kendi paylarina sahipler. Hephaestus ve athena ki onlar erkek ve kiz kardestiler. Ayni babadan tohum almislardi. Ortak dogalara sahip filozofi ve sanat sevgisi ile birlestirilmis. Bu topragin ortak parçasini elde etmis. Isimleri korunmus ancak eylemleri gelenekleri ve hatalarini kabul edenleri yakilarak yok etmislerdi.
Ne zamanki kurtulanlar olmus ki zaten bunu söyledim. Onlar daglarda oturan insanlardi. Yazi sanatina önem vermezler. Yalnizca toprak hisirtilarini tanrilar ancak bu hirsizlarin neler yaptiklarini bilmezlerdi. Çocuklarina vermek istedikleri isimler yeterli olacak isimlerdi. Ancak hünerlilerin ve sedeflerinin biraktiklari yalnizca karanlik gelenekleri kabul eden kuramlardir. Bunlar kendilerini ve çocuklarini hayatin bir çok gereksiniminden yoksun birakirdi. Bütün dikkatleride isteklerinin saglanmasina yönelttiler. Konusmalari uzun süredir ihmal edilmeleriydi. Mitoloji ve eski arastirma sehirlere bos vakitlerin ortaya çikmasiyla girdi. Bununla beraber hayatlarinin gereksinmelerinin karsilandigini gördüler. Bu benim vardigim sonuç. Çünkü Solon dedi ki savasta bahsi geçen isimler ki onlar Theseus'da önceki zamanda kaydedilmis Cecrops, Erekhtheus, Ericthonus,Eryssichton ve buna benzer kadin isimleri. Bununla beraber kadinin ve erkegin beraber savasla ugrastiklari zamandan itibaren o dönemin erkekleri zamanin adetlerine göre bir figür olusturmuslar, ve tanrisal varliklari zirhlarla çevrili olarak görmüslerdir. Kanit olarak beraber yasayan hayvanlar erkek ve disi hünerler ve onlara verilen cinsiyet farki kabul edilmistir.
Sehirde oturanlar çesitli siniflardan oturan yurttaslardi. Zanaatciler vardi. Aile babalari vardi. Bir de ilahi, tanrisal insanlar tarafindan olusturulmis savasçi bir sinif vardi. Sonra ikamet edenler doga ve egitim için gerekli olan her seye sahiptiler. Kendilerine ait fazla bir seyleri olmasa bile olanlari ortak kullanmaktan memnunluk duyarlardi. Yiyecekleri disinda digerlerinden bir seyler almayi talep ederlerdi. Ve dün tarif ettigimiz bütün ugraslari yaparlardi. Sanki bizim hayal gardiyanlarimiz gibi.
Sehir hakkinda Misir'li rahiplerin söyledikleri yalnizca muhtemel seyler degil kanitlarla dogrulanmis seylerdir. O zaman ki sinirlar Isthmus tarafindan çizilmistir. Cithaeron ve Panes yükseltilerine kadar kita boyunca uzanan bir yol izliyordu. Deniz dogrultusunda asagiya devam ediyor. Oropus'u sagina aliyor Asopus nehri ile sol sinirini olusturuyordu. Topraklari dünyanin en iyi topraklariydi. Bu sebeple genis bir orduyu besleye biliyordu. Bu ordu çevrede bulunan insanlardan olusuyordu. Atticca'nin kalintilari ile (hala vardir.) dünyanin herhangi bir bölgesiyle karsilastirildiginda çesitlilik ve mükemmellik bakimindan otlaklarinin her çesit hayvan için uygun olmasi bakimindan gelismistir. Günümüzde bile bu topraklarda bol ve bereketli üretim devam etmektedir. Bunlar ki söylediklerimin dogru oldugunu kanitlar.
Size nasil anlatsam , acaba hangi parça o topraklarin artigi olarak kabul edilebilirdi? Tüm sehir kitanin geri kalanindan itibaren deniz üzerine uzanan bir burun gibiydi. Çevreleyen sular ise komsu bölgelere nazaran çok daha derindi. Bu geçen 9000 yil içinde bir çok sel meydana gelmisti. Geçen onca zamana , su ana kadar ve onca degisime ragmen hiç bir zaman daglardan gelen toprak ve kirin kayda deger bir birikmesi olmamis. Diger yerlerdeki gibi ancak dünya bütün çevresinde alçalmis ve görme alanindan çikmistir. Sonuç olarak, geçmisle bugünü mukayese edersek, yalnizca iskelet kalintilari, küçük adaciklar, akan toprak ve kirin zengin parçaciklari daglarinin yüksek yamacinin toprakla kaplanmis oldugu, ovalar ve düzlükler (bizim tarafimizdan yok edilmis). Phellus'un toprakla dolu oldugu ve daglarinda bereketli olmalari oldu görülür.
Bütün bu son izlerle beraber. Bugün bazi ormanlardaki besinler ancak açlarin ihtiyacini karsilaamaya yeter. Halen oradan kesilen kereste ile yapilan çatilari görmek mümkündü ki bunlar en büyük kulelerin çatilarini bile kaplamaya yetecek büyüklükteydi. Çok büyük baska agaçlar vardi. Insan tarafindan islenmek ve çiftlik hayvanlari beslemek için bereketli otlaklarda. Üstelik topraklar yillik dogal yagmurlar ile kendiliginden biçilecek hale geliyor. Simdiki gibi bosa akan sularla toprak kaybetmiyordu. Ancak bereketli imkanlara bütün bölümlerinde sahip. Bunu kendi bünyesinde sagliyor. Ve bereketli zengin kil yataklarina sahip, bunlar oyuk ve çöküklerin içine birakiliyor ve yukarilarda olusan akintilarla ve akarsularla besleniyordu. Halen bile eski bereketli kutsal kalintilar arasinda bir zamanlar akan akarsu , su izlerine rastlanabilir. Bunlarda söylediklerimin dogru oldugu bir kez daha kanitlar. Ülkenin dogal durumu ki toprak islenmistir. Inanabilir ki ülkenin iddiali, çaliskan, dogru insanlarinca yapilmistir. Bu kisiler onurlarina asil dogayi seven insanlardir. Buralar dünyanin en iyi kiline ve bereketli suyuna, cennetsel denebilecek bir iklime sahiptir. Su anda sehir bu bilgiye göre düzenleniyor. Ilk olarak akrapolis su anda oldugu gibi degildi. Bir aksam yagan siddetli yagmur sonucu bütün toprak temizlenmis ve kaya oyularak çiplak kalmistir. Ayni zamanda depremler ve olaganüstü su baskinlari ki bu Deocalion'un büyük yikima ugramasindan önce üç kez olmustur. Ancak ilkel çaglarda Acropolis dagi Eridanus ve ilisus'a kadar uzanir. Pnyx'i bir taraftan içine alir ve Lbcabettus'u Pnyx'in ters tarafindan sinir kabul ederdi.
Iyi bir kitle tepeden itibaren kapliydi ve bir iki yer hariç yüksek zirvesi vardi. Acropolis'in disinda ve daglarin eteklerinin zanaatçilar otururlardi. Çiftçi olanlar topragi sürer, savasçi sinif ise Athene ve Hephaestus'un zirvede bulunan tapinaklarinda yasardi. Üstelik buralari bir evin bahçesi gibi parmakliklar ile çevirmislerdi. Kuzeyde insanlar beraber yasar ve kisin yemek yemek için barinaklar kurarlardi.
Tapinaklarin yaninda ortak kullanim ve ihtiyaçlar için binalar yapmislardi. ancak bunlarin hiç biri altin veya gümüs ile süslenmis degildi. Bunlari herhangi bir amaç ugruna degil amaçsizlik ve gösteris arasinda bir yön bulmak amaciyla kullanmislardi. Alçak gömülü evler yapmislar. Çocuklarina, çocuklari yaslandikça onlari kendileri gibi olanlara birakmislar ayni sey olmustur.
Ancak yazlari bahçelerini yemek, barinaklarini terk etmisler dagin güneyinde ayni amaçli yerler yapmislardi. Su anda Acropolis'in oldugu yerde bir su kaynagi vardi. Bu kaynak deprem ile yok olmus, geriye bir kaç ufak dere kalmis ve çevrede varligini hala sürdürmektedir. Ancak bu günlerde su kaynagi bereketli su vermeye devam etmis ve kisla yaz ,için uygun sicakligi ayarlamistir. Bu onlarin yasayis seklidir. Kendi yurttaslari için koruyucu olma halleridir. Ve Helen'e liderlik eden insanlar ve onlarin istekli
takipçileridir. Her zaman için ayni sayida kadin ve erkegin bulunmasina dikkat etmisler her zaman hazir savasçi bulundurmuslardir. Bugün ise sayilari 20 birdir. Antik Atina gibi bu tarzda ülkelerini ve topraklarini dogru bir sekilde yönetmisler ve ayni seyi kalan tüm Yunan için yapmislardir. Tüm Avrupa ve Asya'da ünlenmisler irklarinin güzelligi ve ruhlarinin hüneri ve yasayan insanlarin kabiliyetler,i onlari tanitmistir. Eger bana çocukken anlatilanlari unutmamis isem size onlarin düsmanlarinin temeli ve karakteri hakkinda bilgi verecegim. Dostlar hikayelerini kendilerine saklamamali ve paylasmalidir.
Hikayenin devamina geçmeden önce sizi uyarmak isterim. Eger hikayede adi geçen bazi yabancilarin yunan isimlerine sahip olduklarini duyarsaniz, size bunun sebebini anlatayim; Hikayeyi siirinde kullanmak isteyen Solon isimlerinin anlamlarini arastirir ve ögrenir ki bunu yazan eski Misir'lilar bunu kendi dillerine çevirmislerdir. Solon hikayeyi dilimize çevirirken isimlerin manalarini düzeltir. Benim büyük büyük babam Dropides'te orjinal metin vardi. Bunlar hala bendedir ve tarafimdan dikkatlice çalisilmistir. Bu nedenle böyle isimler duyarsaniz sasirmayin. Hikaye su sekilde basliyor.
Daha önce ki konusmamda tanrilar paylarindan bahsetmistim. Onlar dünyayi farkli genisliklerde parçalara ayirmislardi. Ve kendileri için tapinaklar ve ilahi kurumlar kurmuslar. Possesidon, kendi payi olan Atlantis adasini aldiginda, fani biz kadindan çocuklar almis ve adanin bir yerine yerlestirmis ki az sonra anlatacagim. Burasi denize dogru bakiyormus l , ancak adanin en orta yerindeymis burada ovalarin en güzeli denebilecek bir ova ve bereket varmis. Ovanin yaninda fazla yüksek olmayan bir dag bulunuyormus. Bu dagda adanin en ilkel insanlari yasiyormus. Bunlardan birinin ismi Evanor imis. Karisinin ki ise Levcippe ve Cletio adinda bir kizlari varmis. Bu bakire kiz evlenme yasina geldigi siralarda annesi ve babasi ölmüs. Possedion bu kiza asik olmus. Ve onunla görüsmeye baslamis. Topragi yararak hem denizden hemde karadan kizin yasadigi dagi çevirmis. Iki karadan üç'te denizden olmak üzere nöbet bölgeleri yapmis bunlari adanin tam ortasindan ayni uzaklikta olmak üzere çita ile çevirmis. Böylece insanlar bu adaya ulasabilseler dahi, gemiler ve gezginler ulasamayacaklarmis.
Kendisi bir tanri olarak adanin merkezinde degisiklikler yapma konusunda güçlükle karsilasmiyormus. Topragin altindaki iki pinar getirmis, biri sicak biri soguk akiyormus. Kilden bereket alan bu pinarlar toprakta her çesit yiyecegin yetismesini sagliyormus. 5 ikiz çocuk getirip adayi 10 parçaya bölmüs. En büyük ilk ikizlere annesinin yasadigi yeri ve çevresini vermis. Burasi en büyük ve en güzel yermis. Onu digerlerinin krali yapmis. Digerlerine de prenslikler, emirlerine askerler ve genis araziler vermis. Hepsini isimlendirmis. Büyük olana yani krallik verdigine Atlas ismini koymus. Ondan sonra tüm ve okyanus Atlantik adiyla anilmis. Onun kendisinden sonra dogan ikiz kardesine Heralles'in Pillar'sin karsisindaki büyük payini vermis. Burasi gades bölgesi denilen yere bakiyormus. Yunanca Eumellus adini vermis. Bu kendi dillerince Gaderius demekmis. Ikinci ikizlerin birisine Ampheres digerine Evaemon ismini takmis. Üçüncü ikizlerin büyügüne Mneseus küçügüne ise Autochthon ismini vermis. Dördüncü ikizlerin büyügüne Elasippus, küçügüne Mestor ismini vermis. Son olarak besinci ikizlerin büyügüne Azaes, küçügüne ise Diaprepes ismini vermis. Onlar ve onlarin torunlari adada yasayanlar ve açik denizdeki adalari yönetenler olmuslar. Ve belirtildigi gibi tüm ülke üstünde Pillars'tan Misir'a ve Thrrhenia'ya egemen olmuslar.
Artik Atlas büyük ve saygi deger bir aile sahibidir. Krallik onun elindedir. En büyük oguldan ogula uzun süredir geçmektedir. O ana kadar hiç bir kralin sahip olmadigi büyüklükte bir zenginlige ve egemenlige sahiptir. Bunun tekrar olmasi olasi görünmekte ve ihtiyaci olan her seyle donatilmis durumdadir. Hem sehir hem ülke çok zengindir. Kurduklari imparatorlugun büyüklügü sonucu yabanci ülkeler onlara ganimet getirmekte ve zaten de adanin kendi kaynaklari onlara ihtiyaçlari olan her seyi sunmaktadir. Ilk basta topragi kazacak tuza benzer fusile denilen ancak daha sonra orichallum adini alan bir madde bulmuslardir. Tuza benzeyen bu madde altin hariç her seyden daha degerli kabul edilmekteydi.
Marangozluk için bereket alanlar ve kafi derecede evcil ve vahsi hayvan bulunuyordu. Üstelik adada çok sayida fil vardi. Diger hayvanlarin yasamasi için yeterli kosullar bulunuyordu bunlar göllerde, batakliklarda, daglarda ve ovalarda yasayan hayvanlardi. Kisaca tüm zamanlarin en genis ve en çesitli hayvan türleri yasamaktaydi. Ayrica yeryüzünde bulunan tüm güzel kokulu seyler, kökler, otlar, bitkiler, içecek ve meyvelerden damitilan esanslar bu topraklarda büyür ve yetisirlerdi. Yine topragin kabul ettigi her meyve islenebilir. Tüm kuru çesitten yiyecekler, kabuklu meyveler, içkiyi, eti, ilaci karsilayabilecek ürünler, eglence ve mutluluk veren bitkiler. Yemekten sonra bizi rahatlatabilecek seyler, çesit çesit tatlilar, bu kutsal ve bereketli adaya günes isigi gibi dagilmisti. Bir sonsuzlukla , böyle büyük bir kutsallikla toprak onlari donatmisti. Tapinaklarini, saraylarini liman ve rihtimlarini barinaklarini insa ettiler. Tüm ülkeyi asagida anlatilan düzenle idare ettiler.
Antik metropolis'i çevreleyen denizin denizin üstüne köprüler insa ettiler. Kraliyet sarayina giden bir yol yaptilar. Tanrilari ve atalari için saraylar insa ettiler. Basarili senerasyonlar yarattilar. Her gelen kral bir öncekinden daha basarili ve üstün oldu. Ta ki güzellikteki ve büyüklükteki ölçüyü kaçirana kadar. Denizden baslamak üzere 300 feet genisliginde 100 feet derinliginde ve 50 feet uzunlugunda bir kanal kazdilar. Bu kanali kanalin içine tasiyarak denizle arasinda bir geçis yeri olusturdular. Böylece bir liman olusmus oldu. Böylece genis kayiklari yanasmasi mümkün oldu.
Artik denizden ayrilan bölgenin genisligi 3 feet olmustu. Bundan sonra gelen kara parçasi esit genislikteydi. Ancak diger iki bölge biri deniz biri toprak olmak üzere 2 feet'di. Ve adayi çevreleyen ise 1 feet kalmisti. Sarayin bulundugu adanin çapi ise, 5 feet'di. Bunlara ilaveten Stadium'un 6/1'i genislikte bir parça etrafi kaya parçalari ile kaplanarak kalelerin ve bahçelerin oldugu ve köprüyle denizin geçildigi yerdeydi.
Kullanilan kayalar adanin merkezinin altinda buluna tas ocagindan ve toprak parçasindan alinmisti. Bunlar beyaz, siyah ve kirmizi renkte idi. Bu çökük iki çukur olusturuyordu. Bu çukurlarin dogal kayalardan çatisi vardi. Binalarin bazilari gayet basitti. Digerlerin ise renkleri degisikti. Böylece göze hos görünüyor. Dogal zevkliligi gösteriyordu. Duvarlarin tüm çevresi ince tabaka pirinç alasim ile kaplanmis daha sonraki duvar ise kalayla kaplanmisti. Üçüncü duvar ise Orichallum'un kirmizi isigi ile parliyordu.
Saraylarin yapiminda kullanilan düzen söyledir. Merkezde Cleito ve Poseidon'a ait kutsal tapinaklar vardir. Bunlar erisilmez tutulmaz ve altinla kaplanmistir. Burasi 10 prens ve ailelerin isigi ilk gördükleri noktadir. Oraya insanlar geleneksel olarak sezonun ürünleri 10 parça halinde getirirler ve her birine armagan ederler.
Poseidon'un kendi tapinagi bir stadyum büyüklügündedir. Yarim stadyum genisligindedir. Buna oransal yüksekligi garip barbarsal görüntü verir. Tapinaklarin disinda doruklari hariç gümüs kaplama, doruklari ise altin kaplamadir. Duvarlar sütunlar ve zemin orichalcum ile kaplanmistir. Tapinaklarda altindan yapilma heykeller bulunur. Tanri 6 atin çektigi bir at arabasi üzerinde neredeyse kafasi çatiya degecek yükseklikte insa edilmistir. Etrafinda ise 100 nerein yunuslar üzerinde yer alir ayrica yine tapinaklarin içinde diger önemli objeler bulunur.
Tapinagin çevresi ise altindan heykellerle çevrilmistir. 10 kral torunlari, esleri, akrabalari ve diger önemli kisiler ile yer alir. Bir de mihrap vardir. Bu mihrap muhtesemligi ve büyüklügü ile genel düzene ayni ahenkle uyar ve kralligin ve tapinagin yüceligini, büyüklügünü isaret eder. Diger bir tarafta birinden sicak birinden soguk su akan çesmeler, harika bol bir akicilik içinde harika ve mükemmel bir uyum yaratirlar. Etrafinda insaatlar yapmislar. Uygun agaçlar yetistirmislerdir. Ayrica sarniçlar insa ederler. Bazilari gökyüzüne dogru açik, bazilari ise çatilari kapali hamamlari vardir. Özel önemli kisilerin hamamlari vardir. Kadinlar için uzakta ve ayrilmis özel hamamlar bulunur. Bununla bize bereket ve hasat veren atlar ve çiftlik hayvanlari için ayri bölümler bulunur.
Suyun bir kismi Posedion korusuna tasinmis, burada her türlü güzellikte ve agaçlar yetistirilmis topragin mükemmelligi sonucu tüm artiklar köprüler vasitasi ile çevre disina tasinmistir. Ayrica çesitli tanrilara adanmis bir çok tapinak insa edilmis. Egitim ve talim için alanlar ve bahçeler yaptirilmis. Bazilari erkekler ile bazilari atlar için olmak üzere insa edilen iki ada bölgenin üzerinde binicilik egitimi için bir stadyum genisliginde bir alan ve adalari genisliginin el verdigi ölçüde binis yerleri yapilmistir. Ayrica araliklarla nöbetçiler için n2nöbetçi kuleleri yapilmis, güvenilir olanlar ise Acropolis çevresindeki bölgeleri korurlar. Bu koruyuculara genel mahal içinde yakin insanlarin kaldigi bölgeden evler tahsis edildi. Rihtimlar ise deniz askeri malzeme ile dolu olur. Ve kullanima hazir bulundurulurdu.
Saraydan çikilinca ve üç kara parçasi geçirince denizin hemen önünden baslayan ve uzayip giden bir duvarla karsilasirlar. Bu duvar her yere yaklasik 50 feet uzakliginda her yeri kaplar. Sonu2u kanalin agzi ile birlesir ve denize uzanirdi. Geri8kalan ar7zi ise, yogun olarak oturanlar ile doluydu. Kanal ve liman tekneler ve ticari gemiler ile doluydu. Bunlar degisik bölgeden gelen kalabaliktan yükselen sesle inleyen her türlü gürültü ve patirtini gece ve gündüz oldugu bir yerdi.
Size sehri ve yöreyi , antik saraylari neredeyse Solon'un sözleriyle aktardim. Simd1de adanin geri kala kisminin dogal durumunu ve isleyisini anlatayim. Tüm ülke onun dedigi kadariyla çok yüksek bir uçurumun üzerinde denize dogru, ancak yerlesim bölgeleri hemen etrafinda düz ovalarda, bu ovalar denize dogru inen tepeler ile kapli; düz ve boyu eninden uzun bir görünüme sahip, bir yönde 3000 feet stapia uzunlugunda uzanmakta, merkezi kisim ise 2000 feet uzunlugunda uzaniyor. Ada güneye bakiyor ve kuzeyinden korunakli. Çevreleyen daglar numaralarina. büyüklüklerine ve güzelliklerine göre aniliyor. uzaginda hala var olan yerel halk köyleri var Ayrica göller , nehirler her çesit agaç ve her türlü bereket var
Simdi size olayi tarif edecegim. Burasi doga ile süslenmis, çaliskan bir sürü kral ve onlari generasyonu ile büyük bir bölümü dikdörtgen seklinde ve boyu eninden fazla, dairesel bir hendek çevresinde yer aliyor. Bu hendegin eni, derinligi ve uzunlugu inanilmaz boyutta. Uzun bir süre çalisilmis olmanin izlenimini yaratiyor. Ilaveleri olmasina ragmen bir sahtecilik havasi vermiyor. 100 feet kadar derine kazilmis, genisligi ise her yerde bir stadyum büyüklügü kadar. Tüm ovayi çevreliyor ve 10.000 feet uzunlugunda. Daglardan gelen akarsulari içeriyor. Ovayi dönerek sehre ulasiyor ve sonunda deniz ile birlesiyor.
Iç kisimlarda ayni sekilde 100 feet eninde kanallar ovayi bölerek hendekle bulusuyor. Ve denize ulasiyor. Bu kanallar 100 feet araliklarla kurulu. Bunlarla agaç ve kereste daglardan sehre ulasiyor. Meyveler gemilerle tasiniyor. Çapraz geçitler kanallari kesiyor ve sehre giriyor. Yilda iki kez yagmurlarin ve kisin armagani olarak mayva toplaniyor. Ve yazin kanallarda bulunun ve irmaklarla saglanan su topragi suluyor.
Nüfus orani,her paylasim bölgesi bir lider bularak uygun bir askeri güç olusturuyor. Bir paylasim bölgesi 10 feet kare kadar. Tüm paylasim bölgelerinin toplami 60.000 kadar daglarda ve sehir disinda yasayanlarda büyük kalabaliklar olusturuyor. Bunlarda paylastirilmis. Her birine bir lider tahsis edilerek bölgelerinin ve köylerinin yönetimi saglanmis. Lider olasi bir savas için 6 savas arabasi, 10.000 kadar savasçi, iki at sürücüleri ile birlikte, bir çift savas arabasi ati sürücüsüz, bir at bakicisi ki gerektiginde savasabilecek ve yiyecek tasiyabilecek ve silahli adamlarin ardindan iki ata yön verecek bir arabaci iki agir silahli asker, 2 sapanci,3 tas atici,3 mizrak aticisi hafif silahli olacak ve 4 denizci 1200 tekneyi tamamlayabilen bulunuyor.
Bu anlatilan kraliyet sehrini askeri gücü, diger 9 paylasim bölgesi ise bazi farkliliklar gösterse bile onlari saymak yorucu olabilir. Kendi bölgesindeki her kral kendi sehrine sahip ve halki üzerine mutlak güç sahibi, yasama gücüne, istedigini cezalandirma ve öldürme hakkina sahip. Aralarindaki rütbe farkina ve ikili iliskilere göre Poseidon'un emirleri onlara yardimci oluyor. Bunlar ilk krallar tarafindan orichalcum sütunlara yazilmis ve adanin ortasina yerlestirilmis. Poseidon'un tapinaginda krallar nereye toplanirsa her 5 veya 6 yilda , her tek veya çift sayiya esit onur veriliyor.
Ne zaman krallar bir araya gelseler ortak çikarlarini tartisirlardi. Eger biri günah islemisse sorusturuluyor, yargiya havale edilir ve birbirlerine kefil olunurdu. Tapinakta dizilen iri yari adamlar olur. 10 kral tapinakta yalniz birakilir, tanriya dualar yapildiktan sonra, ona uygun kurban yakalanir, iri yari adamlara teslim edilir. Onlara silah verilmez ancak ancak tahta ve kement verilirdi. Kurbanini yakalayan avci sütunun tepesinde çikar ve kutsal bir kanit gibi bogazini kestigi kurbanin kanini asagiya akitirdi.
Sütunda, yasalarin disinda, söz dinlemeyecek için yemin, yalvarma yazisi bulunurdu. Öldürmeden sonra buna alisik olan avci organlarini yakar. Bir çanak sarap doldurur., içine akitilan bir yudum kan tüm sütunlarda dolasir ve içilir. Diger suçlular daha sonra atese atilirdi. Altin çanaktan içki içilir ve her sey atese itilaf edilirdi. Sütunlarin yasasina göre yargilama yapilacagina yemin edilir. Günah islemis olanlar cezalandirilir, kurallara karsi gelenler, onlara emir verenler verilen emirlere uymayanlar, babalari Poseodon'un yasalara uymayanlarin cezalandirilacagi bildirilir. Bu kendilerine ve torunlarina önerdikleri ibadet sekliydi. Ayni zamanda içmek ve kupayi tanrilarina adamak ve onun tapinaginda içmek, ne zaman tatmin olur ve kurbanin yakildigi ates sönerse herkes en güzel gök mavisi gök mavisi giysileri giyer. Yere oturur, kurbanin atesindeki köz üzerine yemin eder. Tapinaktaki atesi söndürür. Adalet alir ve verir. Eger herhangi bir suçlama getirirse, kendi cümlelerini gün yarisinda altin tabletlere yazar ve cüppelerini anit olarak adarlardir.
Tapinaklar hakkinda krallari etkileyen birçok özel kanun vardir. Ancak asagidakiler en önemlileridir. Hiç kimse birbirine silah çeviremez. Kraliyet evini yikmak veya ele geçirmek isteyen olursa herkes yardima gelmeyi kabul eder. Tipki kendi atalari gibi, savas hakkinda ortak karar alinir ve üstünlük Atlas'in soyuna verilir.
Kral kendi akrabalari üstünde yasam veya ölüm karari verme gücüne sahip degildir. Çogunlugun düsüncesine saygi göstermek zorundadir. Tanrilarin kayip ada Atlantis üzerine koydugu kati güç daha sonra asagidaki geleneksel nedenlerden dolayi bizim topraklarimiza da siçramistir.
Uzun yillardir, uzun süredir ilahi doga sürekli onlardaydi. Yasalara itaat ettiler. Tanrilar karsisinda etkilendiler. Onlari yaratti, dogrulugu sahiplendiler ve büyük ruhun yer yönüyle, nezaketi bilgiyle birlestirerek hayatin çesitli evrelerinde hep alis-veris halinde oldular. Erdem hariç her seyi hor gördüler. Hayatlarinin var olan haline çok az sey kattilar. Altini ve diger ganimeti az düsündüler. Bu onlara bir yük gibi göründü. Lüksten sarhos olmadilar. Zenginlik onlarin kontrolünü yok edemedi. Akli basinda oldular.

********************************

"Atlantis vardi ve batti? Peki neden? Neden çok basit, sadece küçücük bir kelime; "ego"... Bugünkü biz Dünya çocuklarına ne kadar da yakın gelen bir sözcük degil mi? Hemen hemen tümümüzün içini kemiren, bizi olmadık yollara aşklara, ya.amlara ve hırslara sürükleyen o çoklukla kontrol edemediğimiz yönümüz içimizdeki yaramaz çocuk ego... Peki Atlantislileri bu ego'nun en uçlarına sürükleyen ve onları yok oluşa götüren nedenler nelerdi? Aslında bu nedenler bugün yaşadoklarımızdan hiç de farklı değildi? İnsanları, geçmişte toplu yokoluşlara götüren hatalar günümüzde hala tüm hızıyla devam ediyor? Peki devam etmek zorunda mi? "

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 14, 2009 saat: 23:48

.......

Yazan: gayya Tarih: 2009-06-11 22:40:30, 2009-06-11 22:40:30

`Her şey zıddıyla kaimdir`

********************

İyi bi şey.

Düzenleyen oyumben gün: Saturday, June 13, 2009 saat: 00:47

***

Yazan: elifceyasam Tarih: 2009-06-11 22:24:48, 2009-06-11 22:24:48

İleriyi görebilseydik; dünyaya gelmeyi tercih edermiydik, ya da annemizin karnından çıkmayı...

**************************************

Merak ve can sıkıntısı, bu iki duyguyla da mücadele etmek çok zor.

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, June 11, 2009 saat: 22:34

Ö.H

Yazan: gayya Tarih: 2009-06-10 23:06:41, 2009-06-10 23:06:41

"Ben olmayınca bu güller bu selviler yok
Kızıl dudaklar mis kokulu şaraplar yok
Sabahlar , akşamlar , sevinçler , tasalar yok
Ben düşündükçe var dünya , ben yok o da yok"

*********************

Şaşırdığım şey, bazen ben varken de onlar yok oluyor. ( Manalı manalı bakar...)

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, June 11, 2009 saat: 21:15

tiiryaki yengeç

Yazan: isimsiz Tarih: 2009-06-09 19:36:55, 2009-06-09 19:36:55

aa iyi fikir
trampleni yüksek tut
ordan atlıycam tengrim:p

***********************

Yaşasınn. Oh.

Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 9, 2009 saat: 19:42

tiiryaki yangeç

Yazan: isimsiz Tarih: 2009-06-09 19:22:57, 2009-06-09 19:22:57

hmm
dayanamadığımda şöyle haykıracaım ben de

aman tengrim yüce tengrim
aç kazanları atlıycam tengrim
:p

***************************

Yüksekten atla çok zevkli. ehi.

Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 9, 2009 saat: 19:28

...

Yazan: hayatin7rengi Tarih: 2009-06-09 09:23:34, 2009-06-09 09:23:34

ölüm nedir...:)))
her nereden gelinmişse ona geri dönüştür...
bazen sebep olarak görünür bazen de sonuç...
ve insan hep; iyi olacak ,daha da iyi...ta ki en iyisi olana kadar diyerek yaşar...:)
selamlar ...

****************************

Ölümden sonra, ölümden önce ne varsa o vardır demişler.
Bu arada her şey çok güzel olacak.

Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 9, 2009 saat: 19:17

Selam

Yazan: ilknur1959 Tarih: 2009-06-08 23:46:19, 2009-06-08 23:46:19

Rüyalar korkuunnçç...
Bir gün oğlum(25 idi o zaman),çok üzgündü,bir konuda.O'na "üzülme daha çok gençsin,önünde uzuun bir hayat var,her şey düzelir" dedim...bana, "desene daha çook çekeceğim var" demişti...bana onu hatırlattın...
Sevgiler.

**************************

Öngörülü bir oğlun var...
Bilmek acı çekmektir.

Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 9, 2009 saat: 19:27

hı hı

Yazan: fenomen Tarih: 2009-06-08 21:02:44, 2009-06-08 21:02:44

iç dünya:)

********************

Dış dünyamız iç dünyamızın yansıması kanımca. İyice yansısın istiyorum...

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 8, 2009 saat: 21:52

:))

Yazan: busegul Tarih: 2009-06-08 09:34:33, 2009-06-08 09:34:33

Güzel bir hafta dilesem cocuklar ve cocuk kalan yürekler bundan ne kadar etkilenir::)
sevgiler iyi bir hafta olsun:)

*********************************

Her şey çok güzel olacak. Hafta, ay, yıl hepsi güzel olacak. ( Şebelek gibi sırtarır, sevindirik olmuştur...)

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 8, 2009 saat: 18:57

bir de bu var:

Yazan: Gayya Tarih: 2009-06-07 23:51:49, 2009-06-07 23:51:49

"insanın somut olarak yaşadığı hayatın yanı sıra her zaman soyut olarak ikinci bir hayat yaşaması dikkate değer ve önemlidir Sakince enine boyuna düşünme alanında, önceden onu tamamen ele geçiren ve yoğun bir şekilde etkileyen şeyler soğuk, renksiz ve uzak görünür: o yalnızca seyirci ve gözlemcidir."

*******************************

İkinci hayatım birincisinin önüne geçti benim. ehi. ( malak gibi bakınır, gözlemler durur...)

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 8, 2009 saat: 18:39

AMA AMA NEFERTİTİ'M GÜL'ÜM

Yazan: akheneton Tarih: 2009-06-07 19:53:37, 2009-06-07 19:53:37

Bak ama hayatım sor yaptım ama niçin yaptım ? Senin için değer bak ne dedi amazon dedi ki ''sevdiğin yâr Malatya'yı değmeli'' dedi değil mi.Senin için bütün Mısır'ı feda ederim ben gerekir ise.Bütün krallıkları alır dizlerinin üzerine çökertir önünde aman diletirim.Anladım son sefer uzun sürdü yorulun biraz.Aton sana feda olsun gönlümün çiçeği...
..

(Sormayın millet son seferim Dubai'de idi dünyanın en güzel kızları Dubai'e desem inanın valla afetler afet,bunu şu cadıyı sakinleştirince anlatacağım:))Orayı hemen ülkeme katmalıyım:))

*************************************

Şaşırtıcı!..
Neden Dubai bi de?

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 7, 2009 saat: 21:04

...........

Yazan: ezgilimelodi Tarih: 2009-06-07 16:07:30, 2009-06-07 16:07:30

insan konusunun üstündeki korkunç teyzeden çok korktum(ağzı açık kalmış varya hani)
bu yüzden konsantre olamadım
anlamadım diyorum ve gidiyorum

************************

Korkacak bi şey yok. (Çekim hilesi valla. Photoshop coşkusu.)
Ondan çok daha güzel ve alımlı olup, çok daha fazla korkmamız gerekenler aramızda yaşıyorlar...

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 7, 2009 saat: 18:55

Hain herif

Yazan: nefertiti Tarih: 2009-06-07 13:31:12, 2009-06-07 13:31:12

Demek beni hileler şikelerle aldın sen hıı..
Ne padişahlar,krallar,şıhlar,şehler istedi de gitmedim.:))

***************************

Schopenhauer'in annesi Johanna; " Şaşaa, rütbe ve unvan genç kızların yüreği üzerinde baştan çıkartıcı bir etki yaratıp onları evlilik düğümüyle bağlar... bu onları, hayatları boyunca en büyük cezaya katlanmak zorunda bırakan yanlış bir adımdır" demiş.
Şanslısın, en büyük cezaya katlanmaktan kurtulmuş bir insan olarak tercih edilmiş mutlu yalnızlığının keyfine ulaş...

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 7, 2009 saat: 18:39

:)

Yazan: akheneton Tarih: 2009-06-07 12:52:15, 2009-06-07 12:52:15

Söyle Schopenhaur'e biz çiçek değiliz:)
Koşa koşa Sthendal okumaya gider...

************************

Evet çiçekler bizden çok daha akıllılar...

Konumuzla alakası yok ama Sthendal'ın Niçe'yi kıskandıracak cümlesi aklıma geldi birden : "Tanrı'nın tek özrü varolmayışıdır."

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 7, 2009 saat: 13:55

:)

Yazan: akheneton Tarih: 2009-06-07 12:47:16, 2009-06-07 12:47:16

Taş atıp konuyu başka yöne çekme :))
İnsanın sosyal yaşam sürdüregelen bir varlık olduğunu diğerleri etkileşim içerisinde olması gerektiğini ve iyi yaşamın akl'ın yan ürünü olan bir takım doğru ya da yanlış,ya da bize doğru ya da yanlış gelen bu yaşamın içerisinde var olma mücadelesi olduğunu hepimiz biliyoruz.:)

***************************

Var olma mücadelesi vermeden var olabiliyorsak ne mutlu bize...

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 7, 2009 saat: 13:51

maximum beklenti, minimum mutluluk...!

Yazan: akheneton Tarih: 2009-06-06 22:48:12, 2009-06-06 22:48:12

Beklentim benim olması gereken ise onu alıp mutlu olmalı.
O'nu aldı isem en iyi olduğum için almışımdır.Sonrasında kayıp edersem kimseyi suçlamam.Ancak bir kere kazandı isem bir daha kaybetmemek için elimden geleni yaparım.Bunun için yine en iyi olmalıdır...(her yol Niçe'ye çıkar)

Örnek vermem gerekir ise...

Sapanca Gölü'nü birlikte geçmem gereken üç kişi var.Karşı kıyıya vardığımızda ise bir ödül ve o ödüle dört kişi talibiz.Benim bu yarışta onlar için yapacağım en büyük iyilik şudur derim ki;

''Bakınız bu ödüle hepimiz talibiz ancak hepimiz geçse de birimiz alacağız ödülü.Bunun yanında bir de bir yaşam savaşı vereceğiz birlikte size zarar vermek istemiyorum !Nasıl mı?Boğulabiliriz,ayağımıza kramp girebilir,gücümüz tükenebilir,sen veya ben ya da o hiç farketmez burada ölecek duruma geldiğimde kurtulamayacağımı bildiğim halde o can havli ile sizi götürürüm çünkü can böyle durumlarda iradesizdir,erdem tanımaz.Ama aynı duruma düşmekte istemem.O sebep ile birbirimizden elimizden geldiğince ayrı yüzeceğiz ki birbirimize herhangi bir zarar vermeyelim.Bunun yanında hiçbirinizin beni geçemeyeceğini bilmeniz gerekir hepiniz bunu unutun çünkü içinizde en kuvvetli benim(psikolojilerini bozma yöntemi).Bunu niçin söyledim çünkü bu yarışta hedef bellidir hedef ödüldür ve karaya çıktığımızda diğerleri ödülü alanı kucaklar ,bükemediği bileği öpecek..''

Yani burada bir erdem söz konusıdır dikkatle bakacak olduğunda.Çünkü böyle bir yarışta birbirine yakın yüzen zor durumda diğerini götürür.Ben suda tanımam onu götürürüm bunu herkes yapar...Adil bak kim güçlü ise dayanıklı ise kendine güveniyor ise o kazanır...Bunun dışında ödül bir bardak su ise ve o suyu içmez isem ölecek isem o suyu alabilmek için karşı kıyıya ulaşabilecekleri en yakın yolun diğer taraf olduğunu söyleyebilirim:))Kanmasınlar:))(çok fenayım değil mi...)
arada şakalaşmayı seviyorum hoşgör cınım..

İşte yaşamda birbirine yakın yüzenler battıkları yerde diğerini götürüyorlar.
Benim düşüncem ise tam tersine şartlar herkes için eşittir herkese meydan açık.En iyi olan kazanır.


Ben alırım.Nefertitiyi aldığım gibi.Beklenti mutluluk ise ve o benim umudum ise onu elde ederim demek istiyorum.
Aton beni korusun:))
Valla korusun...

*****************************

Az şeyi beklentilemek ve çok şey öğrenmek istiyorum.

Bir ödüle ulaşmak için yapılan yarışta hırs var.
En önde olma hırsı. Diğerlerini geçme arzusu...
Fakat başkaları ile yarışın en kötü tarafı geçmek için onlara ihtiyaç duyulması bence. Onlar olmalı ki geçebilesin. Üstelik bundan daha kötüsü onları geçtiğinde yarışın bitiyor olması. Oysa kendisiyle yarışabilmeli insan. Bence yaşam da bu zaten. Kendimizle yarışabilmemiz.
Bu yüzden az şeyi beklentilemek ve mümkün olduğunca çok şey öğrenmek istiyorum sanırım.

Aklıma Schopenhauer'in bir yazısı geldi aktarmadan edemeyeceğim:
"Çiçek yanıt verdi: Görülmek için mi açtığımı sanıyorsun? Kendi zevkim için açılıyorum, başkaları için değil, çünkü hoşuma gidiyor. Aldığım zevk var olmaktan ve açmaktan ibaret."

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 7, 2009 saat: 13:13

AMA TABİ BENİM ÜSTÂDLA İLİŞKİM FARKLIDIR...

Yazan: Akheneton Tarih: 2009-06-06 17:36:40, 2009-06-06 17:36:40

Azizce,keşişçe yaşamak...
Ve yani rezilce ve korkakça yaşamak.Her koşulda keşiş olmak,bilge olmak aptallığın diğer adıdır.Erdem eğer okuma yazma bilmeyen insanların içerisinde bilinmeyen dillerde okumak yazmak ve anlatmak ise bu şekildedir.Ancak mağara oyununu biliyorsun bu oyunda ışıltıyı gören insanın karanlıkta gölgeleri görebilmek için yaptığı garip davranışların alaya alınması ise son derece doğaldır.Güneşe dönerim keyfini çıkarırım...

Mistikliğin içinden çıkılmaz karmaşasında dünya yıllarını heba etmek ve ''iyi insan,ermiş insan'' aldatmacasında mutsuz olmak.Dünyaya keşiş olmak için gelmem gerekse idi keşiş olarak doğardım.Yaşam kendimiz için en iyi olacak şekilde olması gereken ve belli bir zamandan sonra bunu tamamı ile kendi aklımızla idame ettireceğimiz bir savaş.Bu savaşa kazanmak için geldim ve o savaşta keşiş olmak tercihim ise ve keşişlik beni iyi yaşatacak ise''en iyisi olurum'',''kötü olmam gerekiyor ise yine en iyi kötü olurum'',''vicdansız olmam gerekiyor ise en iyi vicdansız olurum'',en iyiyi iyi olmam gerekiyor ise yaşamam gerekiyor ise en iyi olurum,en cahil olmamı gerektiriyor ise şartlar benden cahili olmaz...''

Korkular,umutlar yanıltıcıdır asıl.Korkular umutlar sizlere hayaller kurdurur,kahramanlar yarattırır ve zaman geçmektedir.Elleri kolları bağlı oturmak,elinden hiçbirşey gelmemek ve kabullenilmiş,öğrenilmiş bir korkaklıkla susuzluğa mahkum olur birileri suyu içer,birileri bakar.Bakanlar korkaktır çünkü kendi yaşam haklarına ettikleri tecavüzün cezasını çekerler.Bunun yanında ömür boyu tecavüze uğramış benlikleri ile mutsuzdurlar.

dedim ya şartlar öyle gerektiriyor ise ve yani;

Yaşam bir yaşam savaşı ve yaşamam için çamurlu suların içerisinde berrak ve temiz suyu almam gerekiyor ise ben o suyu herşekilde alırım ,almak için de elimden geleni yaparım,hiç kimse de bana 'o suyu niçin aldın ?' diyemez. Çünkü ister irade olsun ya da başka birşey onun beni kontrol edişi o suyu içmez isem öleceğim gerçeğini değiştirmiyor.
.
sevgiler sana...

********************************

Umutlar, beklentilerin yansımasıdır.
Beklentiler ise mutluluğumuzla beslenen kemirgenlerdir.
Doymak bilmezler. Son kırıntıya kadar silip süpürürler mutluluğu...
Ne kadar çok beklentimiz varsa o kadar uzak oluruz mutluluktan.
Aslında usturuplu bir matematiksel denklem vardır aralarında.
Maksimum beklenti, mininum mutluluk.
Sıfır beklenti, sonsuz mutluluk. (Bir sayının sıfıra bölümü sonsuzdur.)
Fakat umutsuz bir yaşantı ne kadar yaşamaya değerdir?
Mutluluk pahasına umutlarımızdan vaz geçmeli miyiz?
Mutluluk denkleminin parametrelerini uygun şekilde ayarlamak aklımıza ve bilincimize kalıyor sanırım.
Yaşamın tüm sorunlarını aklımızın keskin kılıcı ile alt edebiliriz...( kılıcını çıkartır ve hevesle biley taşına sürter...)

Düzenleyen oyumben gün: Saturday, June 6, 2009 saat: 19:55

cık cık cık

Yazan: 3iRA Tarih: 2009-06-06 02:29:35, 2009-06-06 02:29:35

oyumben istanbulda
ne kadar oldu?
3 yıl?
güzel...

******************

Daha iki yıl olacak.
İki dünya yılı.

Düzenleyen oyumben gün: Saturday, June 6, 2009 saat: 11:58

***

Yazan: isimsiz Tarih: 2009-06-06 01:21:30, 2009-06-06 01:21:30

hareketlenen harflerimi yazan ellerim,prangalarından yeni kurtulmanın heyecanını yaşamalıydı..ben daha ne kadar çocuk kalacaktım ve ne kadar mahkum?
Benim bildiğimi sandığım her şey,gerçekte var olanın ay ışığında ki gölgelerinden ibaretti.gizli olanı gizleyen daha büyük bir esrar ve onu da gizleyen daha da büyük bir esrar muhakkak vardı.Şüphesiz ki o büyük esrar da benden gizlenmiştir ve ona sahip olduğumu düşündüğüm anda aslında sahip olduğumu sandığımın bir başka esrarla gölgelenmiş gizli bir bütünün çok küçük bir parçası olduğunu acıyla anladım..
,,,,,,,, bulmamın başlangıcı böyle oldu........

**************************

Sonsuza yolculuk böylece başlamış oldu. Kolay gelsin...

Düzenleyen oyumben gün: Saturday, June 6, 2009 saat: 11:55

merhaba

Yazan: sevgidaimolsun Tarih: 2009-06-05 16:51:32, 2009-06-05 16:51:32

Nekadar masumlar oysaki çocuklar onların gözlerine bakmak yeterli sanırım..
sevgidaimolsun

*************************************

Nietzche bir keresinde bir inek ile insan arasındaki en büyük farkın ineğin nasıl var olacağını, geleceğin korkularını ve geçmişin yükünü taşımadan, içinde bulunduğu mutlu anda herhangi bir kaygı (yani korku) duymaksızın nasıl yaşayacağını bilmesi olduğunu yazmıştır. Ama biz talihsiz insanlar geçmiş ve geleceğin o kadar etkisi altındayızdır ki, şu anda kısaca geziniriz. Çocukluğumuzun altın günlerini neden hep özlemle anarız? Nietzche bunun nedenini, o günlerin kaygısız günler, en küçük bir kaygının olmadığı günler, ağır acı veren anılarla, geçmişin çöpleriyle yere çökmeden önceki günler olmasına bağlar. (Bu arada Nietzche'nin bu sözleri orjinal değildir çünkü aslı Schopenhauer' a ait.)
Geçmişin ağırlığı ile ezilmemiş, özgür ve masum bir çocuğun gözlerinde her daim mutluluk vardır...

Düzenleyen oyumben gün: Friday, June 5, 2009 saat: 21:53

doğu ile batı arasında..

Yazan: amozonik Tarih: 2009-06-05 15:53:51, 2009-06-05 15:53:51

Schophenhauer (kötümserliğin filozofu) iradeyi insan doğasındaki usdışı güç olarak niteler.Sanat O'nun için iradeye boyun eğmeyen tek bilgi türüdür ve akıldan yoksun bir dünyadan tek kaçış yolu sanattadır.

''Beraberinde getirdikleri umutlar ve korkularla akın akın gelen arzulara teslim olduğumuz sürece..kalıcı mutluluğa ya da huzura hiçbir zaman kavuşamayız..''

demiştir.

O'nun düşüncesine göre ,bütün numen alanına niteliğini veren iradedir.Bütün kosmos düşünülemeyecek miktarda enerjiyi cisimleştirir.Kavrayamayacağımız ölçekte harekete geçirilen bu fenomanal enerjinin bizim zihnimizle,bilincimizle hiçbir ilgisi yoktur.Bir zihinden yoksun;kör; kişisellikten ve anlıktan,dolayısı ile amaçtan, hedeften veya gayeden uzak,bir zihinden yoksun,hiçbir biçimde kişisel olmayan bir güçtür.Bu güç numanalliği ne olur ise olsun fenomanal dünyada kendisini dışavurur.Üstâd buna önce 'güç'' demeyi düşündü çünkü düşüncesine yeni bir kelime bulması gerektiğini farketti.Sonra ''güç'' kelimesinin bilimle ilişkisi olduğuna ve bilimin ancak fenomen dünyasında geçerli olacağına hükmetti.Böylece ona irade dedi.Bunun nedeni dışavurumlardan birinin doğrudan deneyimine en fazla yaklaşan şeyin kendi irademizin eylemleri olmasıdır.(Aksi halde açıklanamaz olarak kalacak olan fiziksel hareketlerde cisimleşmiş olan itki ,kuvvet güç,enerjiyi içeriden yaşantıladığımız ...)(felsefe'nin öyküsünden )

İradenin böyle kullanılması yanlış anlaşılmasıne vesile olmuştur,zihin ya da anlık türünden olmayan,hedefsiz gayesiz kişisel olmayan bir şey olarak düşünülmesi zor geldi insanlara.

O'na göre zaman ve mekanda var görülen (nesne)bedenlerimiz numen düyasına ait bir'in dışavurumlarıdır.Fenomen dünyasında ancak farklı ve ayrı görülürüz dedi.Ancak numen dünyasında farklılaşmamışızdır.Bu da kişilerin birbirleri arasındaki ,birbirlerin ihissetme anlama ile kendisini gösteren duygudaşlığı açıklıyordu !

Daha sonraları doğu felsefeleri ile tanışmış fakat üstâd bu felsefelerde varılan sonuca şaşırtıcı bir şekilde farklı yoldan ulaştığını görmüştür.Hatta kendisinin etkilendiğini iddia edenler olsa da kendisi bunları bu felsefeler ile tanışmadan önce kendi aklı ile bulmuştu.

''Bu dünya benim tasarımımdır''

O'na göre heryerde şiddet ve adaletsizlik vardır.Doğanın elleri kanlıdır.Hergün binlerce milyonlarca varlık birbirlerini yiyerek yaşamlarını idame ettirmektedirler.Ürkütücüdür onun için doğa.Her yaşam kaçınılmaz olarak ölümle son bulacak kişisel ,anlamsız bir trajedidir.

Schopenhauer çok az filozofta var olan edebi yönü ile de göz kamaştırır.Ancak bu onun filozof yönüne gölge düşürmüştür kimi zaman.Işıltılı cümleleri vardır.Ve neredese hiç bir filozof sanatçıları O'nun kadar etkilememiştir(Marx dahi).Birçok şairin ,yazarın eserlerinde etkisini görebilmek mümkündür.İnsanın ve insanlığın durumu ile ilgili oldukça derin ve benzersiz görüş gücü ve ayrıksı edebiyat üslubunu birleştirerek büyük bir fark elde etmiştir Schopenhauer.

''Acı çekenler ile,çektirenler aynıdır.''(varolmanın acısı/felsefesine giriş))

O'nun için yapılması gereken ''irade'' ye hayır demek,hayatı olumsuzlamaktır.Aziz gibi ,keşiş gibi nihilist yaşamalı ve iradenin esaretinden kurtulmalıdır.Merhametin içerisinde ortaya çıkan yaşam iradesini reddeder isek acılardan,ıstıraplardan kurtuluruz 'kurtuluş' a ereriz.(varolmanın acısı)

**********************************

"Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir."

- Schopenhauer

Acı, insan olmanın bedelidir.
Sanırım bu acıdan sıyrılmak için dünün ve yarının olmadığını varsaymamız gerekiyor.
Geçmiş hatıralar ve gelecek özlemler sadece memnuniyetsizliğimizi beslerler.
Zihinsel sukunete giden yol; şu anı gözlemekte ve farkındalığımızın oluşturduğu nehirde anın akıp gitmesini seyredebilmekte yatıyor kanımca...(Sessizliğin benliğini sarmasına izin verir. Anı düşünür. Düşünür... Düşünür...)

Düzenleyen oyumben gün: Friday, June 5, 2009 saat: 22:49

Rüya/Uyku/Uyanıklık/Yaşam/Ölüm vs.

Yazan: Gayya Tarih: 2009-06-05 15:43:54, 2009-06-05 15:43:54

"Her birimizin farklı bir rüya gördüğünü hatırlatmakta fayda var."

********************************

Bu konuda emin değilim.
Belkide evrenin bir başka noktasında bizle aynı rüyayı gören canlılar vardır. Onların rüyalarına davetsiz giren yaratıklar olmadığımızı, yada rüyalarımızdaki canavarların onlar olmadığını kim bilebilir?..

Düzenleyen oyumben gün: Friday, June 5, 2009 saat: 18:38

Bedeli yenilmek bile olsa her çabaya saygı duyuyorum...(çırpınır, azimlidir...)

Yazan: hikayelerdirgeriyekalan Tarih: 2009-06-05 01:31:37, 2009-06-05 01:31:37

azimle çırpınmama rağmen yine üye girişi yapmadan yorum yazan bendeniz:)bu dalgınlık için sizden de af diliyor...iyi de olmuş dün yazmak istediğim rüyayla ilgili görüntüler, enteresan ama bir o kadar da gerçek.

***********************************

Rüyamda rüya görmeyi denicem... Denicem işte...


Düzenleyen oyumben gün: Friday, June 5, 2009 saat: 18:36

ilginç

Yazan: suinci Tarih: 2009-06-04 14:13:25, 2009-06-04 14:13:25

rüyalarla ilgili paylaşımlar çok ilginçti.

*********************

Elimde değil, birdenbire yapıp aniden paylaşıverdim. Oh, iyi geldi bu.

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, June 4, 2009 saat: 23:30

.

Yazan: hesnanokta Tarih: 2009-06-04 12:21:48, 2009-06-04 12:21:48

E ama yani ileriyi görebilseydik eğer...

Güzel bir alıntı hocam devamını diliyorum.

***********************

Ya görebilseydik? ( Gözlerini kısar, ileriye doğru bakar...)

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, June 4, 2009 saat: 23:42

insan...

Yazan: isimsiz Tarih: 2009-06-04 03:12:41, 2009-06-04 03:12:41

İnsanın hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır.

**************************

Bedeli yenilmek bile olsa her çabaya saygı duyuyorum...(çırpınır, azimlidir...)

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, June 4, 2009 saat: 23:48

...

Yazan: hayatin7rengi Tarih: 2009-06-04 01:22:31, 2009-06-04 01:22:31

hayata mahkumuz elbette... ölüme olduğu gibi...hayatı kötü ve daha da kötüleşecek penceresinden yorumlamak ölüme güzel algısıyla bakmakla neticelenebilir...hayatı güzel ve anlamlı kıldığımızda ise ölüme nasıl baktığımızın bir anlamı olmayacak...
sevgiler....

*********************

Ya ölüm olmasaydı?
Ölüm bir sonuç mudur yoksa bir sebep mi?

Düzenleyen oyumben gün: Friday, June 5, 2009 saat: 00:07


{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }