İnternet
Tarih: 02:10, Perşembe, Kasım 5, 2009
İnternetde sörf yaparken bilgisayarın ethernet kartınının ürettiği veri paketleri, dünyadaki yönlendiriciler üzerinde ışık hızıyla akıyor.
Binlerce yönlendiricinin minik ledleri yanıp sönerken bizler siteler arasında dolaşıyor, birbirimizle haberleşiyor, blogumuza yazı ekliyor, hatta telefon görüşmesi yapıp televizyon seyrediyoruz.
Teknoloji daha büyük veri paketlerini daha hızlı göndermek için var gücüyle çabalıyor.
Oysa teknolojik gelişmeler logaritmik olarak artarken sosyal bir varlık olan insan bu gelişmelere aynı hızda cevap veremez hale geldi.
Ve teknoloji aç ve kararlı bir canavar yarattı: İnternet.
Her geçen gün değerlerimizi kemirerek büyüyor bu canavar.
Beslendikçe acıkıyor.
Ağına düşenlerin kanını son damlasına kadar emiyor.
Tüketiyor.
O semirdikçe biz mekanikleşiyoruz.
Mekanikleştikçe birbirimizden uzaklaşıyoruz.
İnterneti yarattık ve şimdi kendi zekamızın ürünü olan bu elektromanyetik alanın kölesi olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Sanal ve gerçek arasındaki çizgi her geçen gün belirsizleşiyor.
Daha da kötüsü; kendi organik enerjimizle bir şeyler üretme isteğimiz yok olurken bizde makinalara benzemeye başlıyoruz.
Onların bize hizmet etmesi gerekirken artık biz onlara hizmet ediyoruz.
Fakat insanlar olarak tatmin olabilmek için organik özelliklerimizi yüceltmemiz gerekmez mi?
Makinelerin en akıllısı olan bilgisayarların ve bu bilgisayarların kontrolsüz çiftleşerek çoğalttığı internetin gezegenimizi istilasını korkuyla izliyorum. (Üstelik bu izleme faaliyetini bilgisayarlar vasıtası ile yapıyorum ehi.)
İnternetin insan beynine yapmış olduğu tecavüz aklımıza dijital tohumlarını saçıyor.
Artık elektronik benlikli yarı insanlar haline geldik.
Daha az hisseden, daha az duyumsayan, daha fazla tüketen ve ruhu zımparalanmış bir güruh olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Bizler, teknolojinin nimetlerinin büyüsü önünde tapınanlar, her geçen gün internete daha bağımlı olurken, korkunç bir gerçerği göz ardı ediyoruz: filmlere konu olan, bi gün robotların insanları ele geçireceği gerçeğini.
İşin garip tarafı bu istilanın başarı ile sonuçlanmış olmasını hala algılayamamış olmamız.
Uyanın! Bizler artık robotuz!
Dünyada internete dokunup da insan olarak kalmış kimse yok artık. Ehi. (Mekanik sesler çıkartır, klavyeye ihtiyaç duymadan yazmaya devam eder.)
Bu arada yaşanmış gerçek bir olayı da akıtmadan edemeyeceğim:
54 yaşındaki Childress H. Wanamaker, ABD'nin New York şehrinde bir yeni medya şirketinde muhasebe müdürü olarak çalışmaktadır. En büyük korkusuysa internette takip ettiği 48 tartışma grubundaki olaylardan geri kalmaktır. Bilgisayar başından asla kalkmadığı için zamanla yemeklerini de aksatmaya başlar. 26 yıllık karısı yemeklerini tepsiyle önüne getirir ama bu bile onun ellerini klavyeden kaldıramaz. Kayıtlarına göre Wanamaker tartışma gruplarına ortalama her iki dakikada bir mesaj yazar. Oğlu Lucian'ın onu kaldırmak için arabasının çalınmakta olduğunu söylemesi bile Wanamaker'ı kıpırdatmaz. Raporlara göre son dönemlerde ilgili ilgisiz her tartışmaya dalarak laf yetiştirmeye başlar. Buna ek olarak bu forumların içinden 15 bin 250 kişiyle de düzenli olarak mesajlaşır. 375 blog sitesini takip ederken bir de kendi blog sitesini kurmaya kalkar.
Sonunda Wanamaker evinde bilgisayarı başında açlıktan ölmüş olarak bulunur! Internetin en derin yan etkisi olarak tarihe adını yazdırarak aramızdan ayrılır. Üstelik forumlarda hâlâ adı geçiyor. Ne yazık ki cevap veremiyor.
Binlerce yönlendiricinin minik ledleri yanıp sönerken bizler siteler arasında dolaşıyor, birbirimizle haberleşiyor, blogumuza yazı ekliyor, hatta telefon görüşmesi yapıp televizyon seyrediyoruz.
Teknoloji daha büyük veri paketlerini daha hızlı göndermek için var gücüyle çabalıyor.
Oysa teknolojik gelişmeler logaritmik olarak artarken sosyal bir varlık olan insan bu gelişmelere aynı hızda cevap veremez hale geldi.
Ve teknoloji aç ve kararlı bir canavar yarattı: İnternet.
Her geçen gün değerlerimizi kemirerek büyüyor bu canavar.
Beslendikçe acıkıyor.
Ağına düşenlerin kanını son damlasına kadar emiyor.
Tüketiyor.
O semirdikçe biz mekanikleşiyoruz.
Mekanikleştikçe birbirimizden uzaklaşıyoruz.
İnterneti yarattık ve şimdi kendi zekamızın ürünü olan bu elektromanyetik alanın kölesi olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Sanal ve gerçek arasındaki çizgi her geçen gün belirsizleşiyor.
Daha da kötüsü; kendi organik enerjimizle bir şeyler üretme isteğimiz yok olurken bizde makinalara benzemeye başlıyoruz.
Onların bize hizmet etmesi gerekirken artık biz onlara hizmet ediyoruz.
Fakat insanlar olarak tatmin olabilmek için organik özelliklerimizi yüceltmemiz gerekmez mi?
Makinelerin en akıllısı olan bilgisayarların ve bu bilgisayarların kontrolsüz çiftleşerek çoğalttığı internetin gezegenimizi istilasını korkuyla izliyorum. (Üstelik bu izleme faaliyetini bilgisayarlar vasıtası ile yapıyorum ehi.)
İnternetin insan beynine yapmış olduğu tecavüz aklımıza dijital tohumlarını saçıyor.
Artık elektronik benlikli yarı insanlar haline geldik.
Daha az hisseden, daha az duyumsayan, daha fazla tüketen ve ruhu zımparalanmış bir güruh olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Bizler, teknolojinin nimetlerinin büyüsü önünde tapınanlar, her geçen gün internete daha bağımlı olurken, korkunç bir gerçerği göz ardı ediyoruz: filmlere konu olan, bi gün robotların insanları ele geçireceği gerçeğini.
İşin garip tarafı bu istilanın başarı ile sonuçlanmış olmasını hala algılayamamış olmamız.
Uyanın! Bizler artık robotuz!
Dünyada internete dokunup da insan olarak kalmış kimse yok artık. Ehi. (Mekanik sesler çıkartır, klavyeye ihtiyaç duymadan yazmaya devam eder.)
Bu arada yaşanmış gerçek bir olayı da akıtmadan edemeyeceğim:
54 yaşındaki Childress H. Wanamaker, ABD'nin New York şehrinde bir yeni medya şirketinde muhasebe müdürü olarak çalışmaktadır. En büyük korkusuysa internette takip ettiği 48 tartışma grubundaki olaylardan geri kalmaktır. Bilgisayar başından asla kalkmadığı için zamanla yemeklerini de aksatmaya başlar. 26 yıllık karısı yemeklerini tepsiyle önüne getirir ama bu bile onun ellerini klavyeden kaldıramaz. Kayıtlarına göre Wanamaker tartışma gruplarına ortalama her iki dakikada bir mesaj yazar. Oğlu Lucian'ın onu kaldırmak için arabasının çalınmakta olduğunu söylemesi bile Wanamaker'ı kıpırdatmaz. Raporlara göre son dönemlerde ilgili ilgisiz her tartışmaya dalarak laf yetiştirmeye başlar. Buna ek olarak bu forumların içinden 15 bin 250 kişiyle de düzenli olarak mesajlaşır. 375 blog sitesini takip ederken bir de kendi blog sitesini kurmaya kalkar.
Sonunda Wanamaker evinde bilgisayarı başında açlıktan ölmüş olarak bulunur! Internetin en derin yan etkisi olarak tarihe adını yazdırarak aramızdan ayrılır. Üstelik forumlarda hâlâ adı geçiyor. Ne yazık ki cevap veremiyor.
{ yorum yaz }
