Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar.


"Kendi alevinle yakmaya hazır olmalısın kendini: Önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?" Zerdüşt Böyle Diyordu.

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Rss | Beyin Masajı | Matrix'e Davet | Ruh Halim Beyin Cilala


Seks

Tarih: 22:58, Pazar, Hazirane 14, 2009

Seks çerçöpüyle izinsiz içeri girmekte, devlet adamlarının müzakerelerine ve alimlerin araştırmalarına müdahale etmekte tereddüt etmez. Her gün en değerli ilişkileri mahveder. Daha önce onurlu ve dimdik olan insanların vicdanını çalar.

- Schopenhauer

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

****

Yazan: anastasia Tarih: 2009-06-30 12:55:13, 2009-06-30 12:55:13

anastasia yı okumanı tavsiye ederim.

*****************************

Hararetle okumak istiyorum. ( hemen araştırmak ister, o kitabı alıp koklamayı ve sonrada coşkuyla okumayı planlar...evet kırmıştır...)

Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 30, 2009 saat: 21:40

...

Yazan: suinci Tarih: 2009-06-18 11:23:38, 2009-06-18 11:23:38

''bir parça et gördümü nasılda yalvarmasını bilir şehvet iti''
böyle buyurdu zerdüşt

*************************

Etle beslenenler için doğru bir betimleme...

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, June 18, 2009 saat: 11:28

merhaba

Yazan: muratkodaman Tarih: 2009-06-16 17:24:31, 2009-06-16 17:24:31

galiba mantık aşk karşısında yada sek s karşısında
sürekli yeniliyordu. ve buna mantıklı bir neden
bulmak gerekiyordu Schopenhaurer'in buna bulduğu
nedende üreme güdüsüne dayanan insanın hayatını
sürdürme/yaşama iradesi olsa gerekti
Aşk yada sek s işte bu üreme güdüsünden kaynaklanıyordu

Ama bir başka yazar (Andre Gide) cinselliğin tek amacının
üreme olamayacağını beşbin defa sevişen bir insanın
bunun tamamını üremek için yapmayacağını söylüyordu
o zaman asıl güdü neydi sanırım onun adı da :Haz alma idi

(ortaya bir şeyler atar ,sırıtır, arkasına yaslanır...)

uff banada bulaştırdınız şu parantez içi yazılarını
sevgiyle...:)

**********************************

Haz alma ve çoğalma güdüsü ruhumuza işlenmiş kod parçacıkları gibi çalışırlar.
Fonksiyon parametre bekler...(Kodun hangi dilde yazıldığını anlamaya çabalar, gözlerini büyütüp bakar...)

Düzenleyen oyumben gün: Wednesday, June 17, 2009 saat: 08:20

cennet

Yazan: amozonik Tarih: 2009-06-16 00:43:35, 2009-06-16 00:43:35

''Dokuz numaralı otobüsle cennete''
Okudun mu bilmiyorum tavsiye ederim..

***********************************

Okumadım... Listeye alim...( kağıt kalem çıkartır not alır...)

Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 16, 2009 saat: 19:05

tiiryaki yengeç

Yazan: Tarih: 2009-06-16 00:03:09, 2009-06-16 00:03:09

bir güdü varmış canı sıkılan
çünkü
mantıkla öne çıkmak istermiş sahibi insan
coşkun haşarı ve muzip
bilirmiş de verimliymiş
ama neden yeri hep perdeliymiş
kabul edemez içerlermiş
o hayatın yolunu açan
ama yolunu açtığı hayatın düzeninde
o karalananmış
işte buna dayanamazmış

madem ki asal güdüyüm
görsünler şunları bir güdüyüm
diye kükremiş
mantık duymuş -aa bir arslan daha var mezrada

yok canım ben sevimli bir finoyum demiş
perdeyi kaldırsan göreceksin
kükreyen gölgem

hadi ordan demiş dieri
yok senin yerin güneşli alanda
bu mezra benim

güdü bu güdü
kılık deyiştirdiini biliyoruz
muzip olduğunu da sakıncalısından

müzakerelerin araştırmaların
ve daha bir dolu yapageldiğini insanın
çekiştirmiş eteğinden

bir güdü varmış canı sıkılan
perdeleyen mantıkmış onun canını sıkan

************************************

Güdü mantık kardeşliği olsa. Gül gibi geçinip gitseler...

Düzenleyen oyumben gün: Wednesday, June 17, 2009 saat: 07:55

öhhümmmss

Yazan: akheneton Tarih: 2009-06-15 21:19:21, 2009-06-15 21:19:21

cennete gidecek kadın tanımıyorum:))

************************

O da seni tanımıyor. Henüz tanışmamış olduğunuzdan mı acaba? (Cenneti düşünür, saatine bakar, niyeyse?)


Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 22:24

:)

Yazan: amozonik Tarih: 2009-06-15 21:14:00, 2009-06-15 21:14:00

Olur mu canım..
Kadınları orada sürpriz bekliyordur :))

************************

Evet... Zebani gerçekten şık bir sürpriz olur. ehi. Aha işte kamera da şurda, bakın el sallayın derler gelen kadınlara...ehi.

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 21:12

vicdan

Yazan: amozonik Tarih: 2009-06-15 19:39:56, 2009-06-15 19:39:56

İnsanın neresi acıyor ise canı oradadır demişler...
İnsan güzel bir karşı cins gördüğünde yüreği güplemeden duramaz.Her hususta açlık çeken birisine seçenek sunsan seçeceği şey malum..Bunun için yıllarca ve yıllarca günah ticareti cinselliğin etrafında dönmüştür.Kutsal kitap bile huri vaddediyor dost'um.Kızarmış dana etleri,kuzu çevirmeler değil :))Bize söz düşmez:))

********************************

Hadi erkekler için huri bir motivasyon kaynağı olabilir belki.
Fakat kadınlar ne yapacaklar? ( Genetik mirasın şifrelerini çözmek için hesaplar yapar, gözlerini beriltir, titrer...)

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 20:01

..........

Yazan: akheneton Tarih: 2009-06-15 19:32:21, 2009-06-15 19:32:21

aynen tekrar yazacağım...

AİLE
Yazan: akheneton Tarih: , Saturday, Ocak 19, 2008
Latince -famulus- evcil köle anlamındadır.Familia da tek efendiye bağlı olan kölelerin bütünü demektir.Bir aralar miras payı idi.Sonradan Romalı babanın karısı,çocukları ve kölelerinin tümünü kapsayan bir anlam kazandı.Roma lı baba,bütün bunların üzerinde öldürme haklkına kadar varan kesin mülkiyet hakkına sahip idi.Aile tarım ve köleliğin özgürleştirilmesi ile eydana gelmiştir.Başkanın yönetiminde kandaş kayın ve hısımların tümünü kapsar.Birlikte oturmak kaydı ile hısım olmayanlarıda kapsar.

Şimdi bu kısa tanımdan sonra sırası ile geçirdiği aşamaları görelim biraz:

İlkin insanlar arasında her türlü kuraldan yoksun cinsel ilişkiler var idi.Bunlar bir bir aile ilişkileri değil,aşret ilişkileri idi.Ana ,çocuk ,kardeş gözetilmeksizin aşiretin bütün kadınları ile bütün erkekleri birbirleri ile birlikte olabilirdi.Bu durumda baba belli olmadığından çocuklar toplumundu.(demek ki doğanın aslında çocukların kimin olduğunun pek o kadar ehemmiyeti yok,amaç aşiretin bireylerini çoğaltmak ve güçlendirmek.Benim çocuğum kavramı çok sonraları meydana çıkan bir olgudur.)Herkers aşiret için çalışır ve herşey herkes arasında bölüşülürdü.Aile deneb,ilecek ilk topluluklar ise ana-bablar ile çocuklar arasındaki yasaklar ile başladı. Böylelikle kandaş aile kavramı ortaya çıktı.Ailenin bu ilk biçiminde yine bütün erkekler ile bütün kadınlar serbest idi.İkinci kuşakta olsa çocuklarda aynı durumda idiler.İkinci aşama kardeşler arasında yasakların konması ile başladı.Bu aile biçimine ortaklaşa aile adı verilir.Babalar yine belli olmadığından kardeşler arasındaki bu yasak sadece anaca kardeş olanlar arasında geçerli idi.Bu aşamada kızkardeşler kocalarının ortak karıları idiler ama ortak koca anneden erkek kardeşleri olamazdı.Üçüncü biçim ise hısımlar arasında yasaklar gelmesi ile başladı.Bu durumda gruplar arası evlenmeler güöleştiler ve uzun süreli birliktelikler zorunlu hale geldi.Bunun dışında yine bütün erkekler kadınların,bütün kadınlar erkeklerindi.Örneğin bir erkek bir kadını kaçırdığında o kadın o erkeğin bütün arkadaşlarının idi.Kadında hısımlar dışında başkaları ile birlikte olabiliyor idi.Baba yine belli değildi ve çocuklar annelerin idi.Ne zaman ki MÜLKİYET HAKLARI meydana çıktı işte bugünkü aile dediğimiz zorunlu tek eşlilik meydana çıktı.(bakın işin ucu dönr dolaşır hep aynı kapıya dayanır).Mülkiyet ve mirasın kimin olduğunun belli olması için babaları da belli olan çocuklar yetiştirmek gerekiyor idi bu durumda.Bu aşamada birlikteliklerin sadece kadına yasaklanması ile gerçekleşti.

Sonuç bugün yaşananların temelinde doğal olan hiç birşey yoktur.İnsan kendi yarattığını biçimlendirememsi ya da yanlış biçimlendirmesi sonucu bu hale düşmüştür.Bu anlaşılabilir ancak kas gücü tarafından temelleri atılan kurallara öylesine fazlalıklar eklendi ki insan gereksiz yükleride sırtlanmak zorunda kaldı.

Yukarıda yazılanların doğru olduğunu kabul eder isek,psikologların niçin hiç birşey şaşırmamak için eğitim aldıklarını çok daha iyi anlarız diye düşünüyorum.Ve toplumumzda bazı geleneklerin esası ilk atalarımızın doğal yapılarından kaynaklanır.
Ve yine bu yapılar birçok olmaz denilen düşüncelerin neden olabileceğini de açıklarlar.Atalarımızın bize miras bıraktığı içgüdülerin bastırılma sürecinde,bu bastırmada açıklar yaşayanlar bugün bilinçlenip te,lanetlediğimiz insanların aslında bu ortak bilinçaltının en görünen örnekleri olduğunuda kabul edebiliriz...
Yani bazı hasta ruhlu dediklerimiz bu bilgilere göre sadece eğitim eksikliği ve kendilerine kalan mirasın ürünüler...

''Naturel yapımız ile Yapay doğamızın çatışmasının ürünüyüz.
Ancak yüzyıllar süren eğitim natural yapımızı bastırmayı öğretti bize.
Bazı farkında olanlara toplumun genel yapısını bozmadığı sürece -özgür- dedik,
ya da hasta dedik...Kimini lanetledik,kiminde ise bu özlem bizi onların sırtında yükseltmeye yöneltti... ''

Değişimi daima düşünenler sağlayacak.Farkedenler ve üstüste binmiş tabakalar ile yaşamayanlar.Ancak doğal olan herşeye hala geçerli diyemeyeceğimizi de üzerine basa basa belirteyim de yanlış yanlış çarpıtmalara vesile olmasın dediklerim..

ve evrim kaçınılmazdır her hususta dolayısı ile toplumumuzun bilmeye ve düşünce evrimi geçirmeye ihtiyacı vardır...Olacak,öyle umuyorum..

Birde fıkra yazayım gideyim:)

Bir adam kahvede oturuyormuş.
-Oradan on iki onüç yaşlarında bir kız geçmiş.
-Bıyığını burmuş adam,gel bakayım sen kimin kızısın?
kız gülmüş..
-seniinn...

ANLAYACAĞINIZ KİŞİ KENDİNDEN BİLİR İŞİ...


BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ?

Devam edecektir..

*****************************

Buzdağının görünmeyen kısmı olan bilinçaltımız, ilk insandan bu yana bize miras kalan genlerin gizli kodlarını ihtiva eder...
Bilinçaltımızı keşfetme arzumuz olmadığında her zaman arka planda çalışan bu kodlar davranışlarımıza hükmeder.
Akıl ile kavranmış bir bilinçaltı, pimi çıkartılmış bir bomba kadar zararsızdır.
Onu algıladığımız ve çalışma dinamiklerini öğrendiğimiz sürece kontrol altında tutabiliriz.
Buradaki amacım; insanlık tarihi kadar eski olan genetik mirasımıza bir pencere açabilmek.
Düşünce evriminin basamaklarında yükselelim hadi...


Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 19:57

doğru söylemiş..

Yazan: amozonik Tarih: 2009-06-15 19:26:57, 2009-06-15 19:26:57

te..yani..
daha önce onurlu ve dik yürüyen insanların ne kadar onurlu oldukları tartışmaya açıktır.Neye göre onurluydu bu insanlar.Seks kasedi yayınlanan bir siyasinin istifa etmesi için hiçbir neden yok bence.O zaman tuvalet usülü e getirilsin insanlara,böyle s...n onursuzdur,böyle i...n şerefsizdir.Nedir oyumben insanları tıkarlar dehlize burada bunu bu kadar yapacaksın derler..
Onursuzluk yalanla,dolanla,kandırmaca ile yapılandır.Yoksa insanlar birbirini sever,etkilenir,birşeyler paylaşırlarsa bunun için hiç kimsenin kimseyi onursuz,eğik ilan etmeye hakkı yoktur.
Onursuz,şerefsiz kimdir biliyormusun hem de şerefsiz oğlu şerefsiz, senin yanına çalışmaya girmiş ve fakat seninle **** yapmak gibi bir düşüncesi olmayan bir insana bu güdü ile yaklaşıp karşılığını alamadığında onu ekmeğinden eden,alınca ise daha özel bir yer verendir.Bunu kendisi için daha iyi bir yer edinmek için yapan insanda da beş kuruşluk haysiyet yoktur.Karşılıklı yaşanan bir ilişkinin onursuzlukla bir ilgisi yoktur.Bu işi zorla kişinin isteği dışında yapanlardır onursuz olanlar..Yani işin içine dalavere karıştı mı onursuzluğa dönüşür.Yoksa karşılıklı çekim,sevgi,aşk sonucu yaşandı ise insan insandır.Yaşamalıdır.

*********************************

Onursuzluk ile vicdan hırsızlığına maruz kalma ayırımını iyi yapmak gerekir.
Vicdanı örselenmiş bir insan pekala onurlu olabilir...

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 19:55

taş:)

Yazan: busegul Tarih: 2009-06-15 19:21:36, 2009-06-15 19:21:36

hangi taşı kaldırsan altından cıkıyor olmasının nedeni; üstünü örtükce her yere bulaşıyor olmasından olmasın.
ahlak kuralları yapıcıları neye göre belirliyor kuralları ve bu kurallar hangi koşullarda yapılır hale geliyor ..
(ne diyorum ben ya çok mu bilmişsel konuştum ne akşam akşam ...:)

***********************************

Ahlak kuralları yapıcıları neye göre belirliyor kuralları ve bu kurallar hangi koşullarda yapılır hale geliyor? sorusunu, geçmişte bu konuya çok kafa yormuş bir kişiden alıntı sözlerle dolaylı olarak cevap vermek istiyorum:

* Kutsal bir amaca inanç, bir dereceye kadar nefsimize olan inancın kaybolmasından doğan boşluğu doldurmaktır.

* Bir insanın kendi mükemmelliğine olan inancı ne kadar zayıf ise, ulusunun, dininin, ırkının ve ya inandığı kutsal amacın mükemmelliği yönündeki iddiası o kadar kuvvetlidir.

* Bir kişiyi savaşa ve ölmeye hazır vaziyete getirme tekniği, o kişinin kişiliğini bedenden ayırmaktan ibarettir. Diğer bir deyimle; onun kendi gerçek kişiliğine sahip olmasını önlemektir. Bu işlem, o kimsenin kapalı kollektif bir topluluğun içinde eritilerek o topluluğa uydurulmasıyla; ona hayali bir kişilik tanıma suretiyle; şimdiki zamanın küçümsenmesini ona aşılamak ve onun ilgisini henüz var olmayan şeylere kaydırmak suretiyle; onunla gerçek arasına bir perde germek suretiyle; ihtiraslar enjekte ederek o kimse ile nefsi arasındaki dengeyi önlemek suretiyle yapılabilir.

* Bir kişi, işkence ve ya imha edilme durumuna düştüğü vakit kişisel kuvvetine güvenmesi imkansızdır. Onun yegane kudret kaynağı kendi kendisi olmak değil fakat kuvvetli, ihtişamlı ve yıkılmaz bir grubun bir parçası olmaktır. Bu açıdan bakıldığında inanç genellikle bir kimlik kazanma işlemidir; ve bu işlem ile kişi, kendi kendisi olmaktan vaz geçerek ölümsüz bir şeyin parçası olur. Bir dinin, ulusun, ırkın, siyasi partinin ve ya ailenin mukadderatına olan inanç, hümaniteye olan inanç, gelecek nesillere olan inanç, yok edilme durumuyla karşılaşmış olan benliğimizi bu ölümsüz şeye bağlamaktan başka bir şey midir?

* Böylece bir doktrinin etkililik derecesi hakkında varılacak yargı, onun derinliği, yüceliği ve doğruluğundan değil fakat fertleri kendi nefsinden ve gerçek çevresinden ne kadar iyi ayırabilmesinden çıkarılmalıdır. Paskal'ın etkili bir din hakkında söylediği, etkili bir doktrin için de kabul edilebilir; "Etkili bir din, doğaya, sağduyuya ve zevk almaya karşı olmalıdır". Böylece açıkca görülmelidir ki bir öğreti etkili olabilmek için anlaşılmaz fakat inanılır olmalıdır. İnsanlar sadece anlamadıkları şeyden kesinlikle emin olurlar. Anlaşılır bir öğreti kuvvetten yoksundur.

Aslında bu konuda söylenebilecek çok şey var... ( Derin nefes alır, sakin olmaya çalışır...)

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 19:43

****...

Yazan: hikayelerdirgeriyekalan Tarih: 2009-06-15 19:20:24, 2009-06-15 19:20:24

insanların üreme şeklidir. İnsanoğlunun soyunun devamını sağlamakla birlikte, sırf cinsel tatmin için de uygulanır.

Cinsel zevk ve tatmin genelde bu ilişkilerin ana nedenidir.

Seks daha geniş sosyal yapılar oluşturmak ve sosyal hayatta bir yere sahip olmak için bireyler arasındaki samimiyet bağını güçlendirir.


Seksin adını koyan adam...

Doktor Albert Kinsey, 20. yüzyıl tarihine damgasını basmış bir kişilik. Çocukluğumdan beri hep adını duyardım: Daha çok "Kinsey Raporu" biçiminde. Bu "rapor"un önce 1948'de yayınlanmış "Erkeklerin Cinsel Davranışları" ve bunu izlemiş "Kadınların Cinsel Davranışları" adlı iki temel kitap anlamına geldiğini sonraları öğrenecektim. Önce Harvard'da zooloji üzerinde çalışan bu kendine özgü bilim adamı, Indiana Üniversitesi'nde biyoloji öğretmeye başladığı yıllarda, özellikle öğrencileriyle yüzyüze yaptığı konuşmalardan yola çıkarak, Amerika gibi büyük ve çağdaş bir ülkede insanların cinsellik konusunda ne kadar sıkılgan, bilgisiz ve çaresiz olduklarını farkediyor. Cinsellik, bu temelde püriten toplumda hep bilinmezden gelinmiş, üzerinde konuşulması ayıp sayılmış bir olay. Oysa Kinsey farkediyor ki, o genç insanlarda bile büyük sorunlar var. Dinin, geleneksel ahlakın ve yasaların yasak saydığı şeyleri hemen herkes yapıyor ama kimse itiraf etmiyor. Bunun üzerine, ünlü soruşturmalarına başlıyor. Birkaç öğrencisi ve eski öğrencisi olan karısıyla birlikte, tüm ülkeyi tarıyor, ev kadınlarından bürokratlara, sokaktaki adamdan öğrencilere, eşcinsellerden fahişelere binlerce insanı konuşmaya ikna ediyor. Ve ortaya, Amerikan erkeği ve kadını, ama sonuç olarak tüm çağdaş toplumlar üzerine paha biçilmez yapıtlar çıkıyor. Film, son ayların birbirinden ilginç biyografileri arasında özel bir yer tutuyor. Carter Burwell'in benzersiz müziği eşliğinde, insanoğlunun en gizli yanlarına doğru yapılmış bir büyük yolculuk bu. Bu yolculuğun unutulmaz aşamalarından birinde, Kinsey kendi karmaşık cinselliğini de keşfediyor ve bisek süel bir asistanıyla yatağa giriyor. Bir diğerinde, son derece katı ve bağnaz bir Hıristiyan olan öz babasını bile sorguya çekiyor ve yaşlı adamın çocukluğundaki en gizli olayı öğreniyor. Film boyunca sek sin insanoğlu için önemi kadar, cinselliğin nasıl hep bir sahtelik ve yalan duvarı ardında saklandığı da çok iyi beliriyor. Ama acaba Kinsey cinselliği biraz aşırı biçimde sayılara ve istatistiklere mi indirgiyordu? Ya cinsellikteki sevgi olayı? Ya aşk? Filmin sonundaki bir cümlesi, belki buna bir açıklama. Şöyle diyor: "Aşk ölçülemez. Oysa ölçüsüz bilim olmaz. Onun için aşkı hep dışarda bırakmayı seçtim." Evet, cinselliği araştırırken duyguları ihmal etmek, sek sin ayrılmaz parçası olan aşkı unutmak... Belki Kinsey'in temel eksiği buydu. Ve belki biraz da bu yüzden 1950'lerin hoşgörüsüz Amerika'sı, onun çanına ot tıkadı, çalışmalarını engelledi. Ama eğer Kinsey olmasaydı, bugün en saklı konular üzerinde bile rahatça konuşma imkanımız olacak mıydı? Seksi tartışabilecek miydik? Bu çok güzel çekilmiş ve oynanmış film, bize sinemada ilk kez Kinsey'in dehasını ve önemini hatırlatırken, bu soru üzerinde düşünmeye de çağırıyor.

KINSEY

**********************************

Filmi seyretme şansım olmadı. Ancak ben sek s in de aşk gibi ölçülebilir olduğundan şüphe duyuyorum. ( Birimi ne acaba? kere çok primitif olur.ehi.)
Bununla bereber sek s ve aşk söz konusu olduğunda hangisinin diğerinin parçası olduğu konusunda tereddütlerim var.
Neyse, filmi seyrettikten sonra daha objektif yorumlar yapabileceğimi değerlendiyorum...

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 19:30

....

Yazan: ezgilimelodi Tarih: 2009-06-15 17:39:10, 2009-06-15 17:39:10

seminerimiz var iki hafta boyunca ve müdür bizden sunum yapmamızı istedi
ee şey senden yardım istesem "kavram haritaları"ile ilgili sunum hazırlar mısın?:)
ya alakasız yorum yapmak hoşuma gidiyo,böyle daha güzel...
akıllı akıllı çok konuştum sınıfımda...
bak bekliyorum yardımını:)

********************************************

Sunuyu zevkle hazırlarım ama toplum buna hazır mı bilmiyorum ehi.
Sunumdan sonra müdür eski müdür olabilir mi onu da bilmiyorum.
Takdimime müdür fıkrasıyla başlamayı planlıyorum ehi. ( fıkranın komik kısmı: O gün bu gündür tüm .. müdürdür deyip müsade ederseniz sunuma başlıyorum dicem ben. Allam çok zevkli bu. ehi ... )

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 19:18

....

Yazan: hayatin7rengi Tarih: 2009-06-15 17:05:19, 2009-06-15 17:05:19

eve bu açıklama bana taze bir olayı çağrıştırdı....( hatırlamaya çalışır gibi yapar...düşünür...amannn bana ne der...:)))
cok doğru ama az bile söylemiş...vicdanları çalar üzerinde tepinir...bir tekmeyle karşı duvara fırlatır...sonra bişi olmamış gibi yoluna devam eder...yüzsüzdür de ....
selamlar...

************************************

Üstelik eli ağırdır da. (godumu oturtur deniyor halk arasında. ne garip halkımız var.)

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 19:12

ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur,,,

Yazan: senyora Tarih: 2009-06-15 15:48:15, 2009-06-15 15:48:15

Einstein böyle diyor...Temiz vijdan destanlarına bir göz atalım; Leyla ve Mecnun örneğin- hiç sek s yapmışlar mıdır? sanmıyorum..ya da belki...ne aralık?
eğer sek s yapmış olsalardı destan destan olmaktan çıkarmıydı? biyokimya uğruna yarab ,, destanlar güme mi giderdi?
tavşanlardan farklı olarak>>>aşksız sek s olmamalı...
freud ve Schopenhauer'in libido kuramları ile aşkı karıştırmaları bizi açmazlara mı sürükledi?
(gülümser, at gözlüklerine perde takar)

**************************************

Freud ve Schopenhauer'in libido kuramları ile aşkı karıştırdıkları konusunda derin şüphelerim var. Fakat şüphe götürmeyen konu; Freud ve Schopenhauer'in libidomuzun karanlık dehlizlerinde gezme ve derinlerde keşfettikleri gerçekleri araştırıp paylaşma kararlılığını gösterebilmiş olmaları bence.

Aşk ile sek s arasındaki sebep sonuç ilişkisinin varlığı kabul edilebilir bir olgudur.
Diğer yandan. sek siz aşk olabileceği gibi, aşksız sek sin de olması ironik bir gerçek.
Fakat muteber olan aşla sek s olsa gerek.
İnsanlık ve hayvanlık arasındaki ince çizgidir libidomuz...
Ondan ne kadar korkarsak bize o kadar hakim olma gücü olur...( Libidosunu hırpalar, sarsar...)

Not: sek s i bitişik yazınca blog otomatik olarak *** koyuyor. Burada bile konunun ifade edilmesi ile ilgili refleksif kısıtlamalarla karşılaşmak ne garip.


Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 20:03

yoksunluk

Yazan: isimsiz Tarih: 2009-06-15 12:24:55, 2009-06-15 12:24:55

Üstad'ın kendi kelamından (Herkes kendinde eksik olanı sever) hareketle "Üstad da kendinde eksik olanı yazıp durmuş ha bire" diye bir sonuca da varılabilinir belki.

**************************************

Eksik olanı sevmek ile beynimize kodlanmış arzuları birbirine karıştırmamak gerek kanısındayım. (Elma ile armut değil, elma ile karbiratörü karıştırmak gibi bi şey olur bu.ehi.)

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 18:55

..................

Yazan: isimsiz Tarih: 2009-06-15 01:07:00, 2009-06-15 01:07:00

"...sadece öznel bir ihtiyaç olan cinsel dürtü, çok akıllı bir tarzda nesnel bir hayranlık maskesini takmayı ve bu yoldan bilinci aldatmasını çok iyi bilir."

***********************

Cinsel dürtü bilinci aldatmak için çaba harcamaz.
Aldanmış gibi yapmak için çaba harcayan bilinçtir...

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 11:53

dikleştirin omuzları

Yazan: onur Tarih: 2009-06-15 00:22:36, 2009-06-15 00:22:36

''insanın yaptığı bütün "günahlar" kendi lehinedir''

*****************************

Bütün günahlar yasak fakat bütün yasaklar günah değildir. ( ne alakaysa, aniden oldu, içimden geldi.).
Diğer yandan ne yapıldığı kadar kimin için yapıldığı da önemli tabi.
Kendimiz için yapılmış bir şeyin günah olması söz konusu iken bir başkası için işlenmiş günah aynı şekilde değerlendirilebilir mi? (bu ne ya? nasıl yani?)
Bi de, bilmeden işlenen günahlar kayda geçmek için sırada bekliyorlar. Bi kısmı sıra düzenini bozup araya kaynamak istiyor, bir kısmı isterik kahkahalar atıyor, bi kısmı ise sabit bir noktaya bakıp "neden ben?" diyor. ( evet manyak)
Fakat bilerek işlenmiş günahlar onurlu ve omuzları dik bir şekilde duruyorlar.
Kendilerine güvenleri, vakur bakışlarından belli.
Bilmeden işlenmiş günahların çaresizliğine bakıp, kendileriyle gurur duyuyor onlar...( hı hı, kırdı sanırım...)

Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 15, 2009 saat: 00:43


{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }