Tutku
Tarih: 15:50, Pazartesi, Hazirane 22, 2009
Tutku ile sahip olduğumuz şeylerin belli bir süre sonra bize sahip olmalarını engelleyemeyiz.
{ yorum yaz }
Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar.![]() Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Rss | Beyin Masajı | Matrix'e Davet | Ruh Halim
TutkuTarih: 15:50, Pazartesi, Hazirane 22, 2009Tutku ile sahip olduğumuz şeylerin belli bir süre sonra bize sahip olmalarını engelleyemeyiz. { yorum yaz }
...Yazan: Akheneton Tarih: 2009-07-15 20:57:40, 2009-07-15 20:57:40Gök'tekelimeleri ile aşk yaşayan bir gök kız bir damla yağmur kadar kızıl toprağının sel'e kavuşması Gök aşkları mavidir ve sonsuz El'e doğmuş mavi bir aşk cefası Uçuyor gece yüzde parlayan bir haşhaş sefası Çarpıyor sabaha Hasret gül kurusu yüz yanığı Umutta var biraz güneş tarlası Burada unutulmuş bir yürek var elde Bir O var elde bir de ben.. Ağlıyor bir tabut içinde ellenmemiş sevgi damlası büyüyor sonsuzlukta öksüz bir aşk hatırası Esiyor O'na hem anne hem baba söz evren fırtınası Akheneton ***************************** Evren fırtınası olsun istiyorum. Düzenleyen oyumben gün: Thursday, July 23, 2009 saat: 17:09 { Bağlantı }
:))Yazan: ezgilimelodi Tarih: 2009-06-30 22:30:45, 2009-06-30 22:30:45tut ku karnım acıktı:)alakasız ama olsun bi de şeyy tutkum tutuldu:) tamam hadi yeter bu kadar:) (ezgilimelodi) ***************************** Tutkum tutuldu... Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 30, 2009 saat: 23:43 { Bağlantı }
doğru söze ne denir ki....Yazan: stillhappy Tarih: 2009-06-29 23:14:47, 2009-06-29 23:14:47tutku ne kadar tehlikeli...ve bir o kadar de gerekli bence************************************* Sanırım bu yüzden ondan vazgeçemiyoruz... Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 30, 2009 saat: 00:52 { Bağlantı }
..Yazan: gozleridenizkokan Tarih: 2009-06-28 22:41:44, 2009-06-28 22:41:44yaşanılan duygu tutkuysa ki zaten sizi ele geçirmiştir..sevgiler******************************** Duygu tutkuya dönüştüğünde akıl tatil eder... Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 29, 2009 saat: 01:41 { Bağlantı }
tiiryaki yengeçYazan: isimsiz Tarih: 2009-06-28 19:52:14, 2009-06-28 19:52:14hmmdemek arkadaşın Tutku'yla böyle bir açmazınız var birlikte sahip olmaya kalktığınız herneyse bi bakıyosunuz o size sahip olmuş engelleyemiyorsunuz hanginizi paylıycaımı şaşırdım lütfen çocuklar sahiplenmeksizin oynayın şu oyunu :pb ********************************** Sahiplenmeden sahip olabiliyorsak gerçekten sahibiz demektir... Düzenleyen oyumben gün: Monday, June 29, 2009 saat: 01:39 { Bağlantı }
??Yazan: aylintoygun Tarih: 2009-06-27 22:55:54, 2009-06-27 22:55:54BİR NEVİ KISIR DÖNGÜ OLAYI:D************************* Döngü ama kısır değil. ehi. Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 28, 2009 saat: 02:29 { Bağlantı }
...SUSUYORUM...tesadüf...Yazan: isimsiz Tarih: 2009-06-27 20:59:45, 2009-06-27 20:59:45BAŞARABİLECEĞİNE İNANIRSAN BAŞARIRSINBaşarı özgür olmak demektir: Endişelerden, korkulardan, hüsrandan, başarısızlıktan kurtulup özgür olmak. Başarı kişisel saygı demektir, hayatta sürekli olarak daha çok gerçek mutluluk ve doyum bulmak, hayatı size bağlı olanlar için daha çok şey yapmak demektir. Başarı kazanmak demektir. Her insan başarı ister. Herkes bu hayatın kendilerine verebileceğinin en iyisini ister. İnanmak ile bir dağı yerinden oynatabilirsiniz. Başarabileceğinize inanarak başarıyı elde edebilirsiniz. İnanmak şu şekilde çalışır. İnanmak, “Kesinlikle-Yapabileceğimden-Eminim” tavrı, yapmak için gerekli olan güç, beceri ve enerjiyi üretir. “Bunu-yapabilirim”e inandığınızda “bu nasıl-yapılır” gelişmeye başlar. “Tamam-bir-deneyeceğim-ama-bu-işin-olacağını-sanmıyorum” tavrı başarısızlığı getirir. İnanmamak olumsuz bir güçtür. Akıl inanmadığında veya tereddüde düştüğünde bu inançsızlığı destekleyici sebepleri çekmeye başlar. Birçok başarısızlığın sorumlusu tereddüt, inanmamak, bilinçaltının başarısız olma, gerçekten başarılı olmayı istememe düşünceleridir. Endişeleri düşünürsen başarısız olursun. Zaferi düşünürsen başarılı olursun. Lidere saygı duymak iyidir. Ondan öğrenin. Onu gözleyin. Onu inceleyin. Ama ona tapmayın. Kişi kendi düşüncelerinin ürünüdür. Büyük düşünün. Termostatınızı ileriye ayarlayın. Başarınızı, başaracağınıza olan dürüst ve saygılı inançla, atak bir biçimde başlatın. Büyük düşünün ve iyi gelişin. İnancın Gücünü Geliştirmek Aşağıda inanç gücünü elde etme ve bunu geliştirmeyle ilgili olarak size kılavuzluk edecek üç madde yer almaktadır: 1. Başarıyı düşünün, başarısızlığı değil. İş dünyasında, evinizde başarısızlık düşüncesini, başarı düşüncesiyle değiştirin. Zor bir durumla karşılaştığınızda ‘Kazanacağım’ diye düşünün ‘Kaybedebilirim’ diye değil. Bir başkasıyla rekabet ederken ‘Ben en iyisiyim’ diye düşünün, ‘Ben demodeyim’ diye değil. Bir imkan doğduğunda ‘Yapabilirim’ diye düşünün, ‘Yapamam’ diye değil. 2. Kendinize hep düşündüğünüzden daha iyi olduğunuzu anımsatın. Başarı süper bir zeka gerektirmez. Ne de başarıda mistik bir yan vardır. Ayrıca başarı şans temeli üzerine kurulmamıştır. 3. Büyük düşünün. Başarının büyüklüğü inancınızın büyüklüğüyle belirlenir. Küçük hedefler düşünüyorsanız küçük başarılar bekleyin. Büyük hedefler düşünürseniz büyük başarılar kazanırsınız. Şunu da unutmayın. Büyük fikir ve planlar çoğu zaman küçük fikir ve planlardan daha kolaydır. KENDİ MAZERET HASTALIĞINI KENDİN TEDAVİ ET* Başarıya ulaşmayı düşündüğünüzde, üzerinde çalışacağınız tek şey insanlardır. İnsanlar üzerinde çalışmayı derinleştirdiğinizde, başarısız insanların “zihin-öldürücü” düşünce hastalığından çektiklerini keşfedeceksiniz. Bu hastalığa excusitis diyoruz. Her başarısızlığın temelinde bu hastalık vardır. En sıradan insanlarda bile hafif dozda bulunmaktadır. Kişi daha başarılı oldukça bahane bulma eğiliminin azaldığını da göreceksiniz. Sıradan başarıları olan kişiler neden yapmadıkları, yapamadıkları, olamadıklarını açıklamak konusunda çok hızlıdır. Başarılı insanların hayatını incelediğinizde şunu keşfedersiniz: Sıradan bir insanın öne sürdüğü tüm bahaneler, başarılı insanlar tarafından da ileri sürülebilecekken, sürülmemiştir. Şimdiye dek hiçbir başarılı iş adamı, asker, satıcı, uzman bir kişi veya herhangi bir alanda lider olmuş kişinin, arkasına sığınmak için bir veya daha fazla mazeret bulamadıklarını ne duydum ne de böyle biriyle tanıştım. Roosevelt, tutmayan bacaklarının arkasına saklanabilirdi, Truman, “kolej eğitiminin olmadığı” gerekçesini kullanabilirdi; Kennedy, “Başkan olmak için çok gencim” diyebilirdi; Johnson ve Eisenhower kalp krizlerinin ardına saklanabilirdi. Her hastalık gibi, mazeret bulma hastalığı da uygun teşhis konmazsa daha ağırlaşır. Bu düşünce hastalığının kurbanı olan bir kişi şöyle bir zihinsel süreç yaşar: “Yapmam gerektiği kadar iyi yapmıyorum. Kendimi korumak için olay esnasında başka yerde olduğumu ispatlamada neyi kullanabilirim? Görelim bakalım şunları: Kötü sağlık? Eğitim yetersizliği? Yaşlılık? Gençlik? Kör talih? Kişisel felaket? Eş? Ailemin beni yetiştirme biçimi?” Kurban her mazeret buluşunda, bu mazeret bilinçaltında kök salar. Düşünceler, olumlu olsun olumsuz olsun, sürekli tekrarla beslenirse daha da güçlenir. Mazeret bulma hastası, başlangıçta mazeretinin aşağı yukarı yalan olduğunu bilir. Fakat bunu tekrar ettikçe, tamamen doğru olduğuna inanır. Olması gerektiği kadar başarılı olamamasının gerçek nedeni bu mazerettir. Mazeret Bulma Hastalığının En Yaygın Dört Türü A. “Ama benim sağlığım bozuk.” Sağlık mazereti kronik “Kendimi iyi hissetmiyorum” türünden, daha özel “Benim şu...şu... hastalıklarım var” türüne kadar çeşitlilik gösterir. Doktor ve cerrah arkadaşlarım örnek bir yetişkin insan yaşamının var olmadığını söyler. Tıbbi açıdan herkeste mutlaka bir sorun vardır. Cleveland’deki bir konuşmamı henüz bitirmiştim. Çıkışta 30 yaşlarında bir adam benimle birkaç dakika özel olarak konuşmak istediğini söyledi. “Biliyor musunuz,” diye devam etti, “kalbimden rahatsızım ve kedimi sürekli kontrol altında tutmak zorundayım.” Daha sonra konuşmasını dört doktora gittiğini ancak hiçbirisinin sorunu çözemediğini anlatarak sürdürdü ve ne yapmasını önereceğimi sordu. “Doğrusu,” dedim, kalp hakkında hiçbir şey bilmiyorum ama farklı mesleklerden kişiler de olsak üç şey yapardım. 1. İlk önce bulabileceğim en iyi kalp doktoruna gider ve onun koyacağı teşhisi kabul ederdim. 2. “Size önerebileceğim ikinci şey Dr. Schindler’in Yılda 365 Gün Yaşamak adlı harika kitabını okumanızdır. Dr. Schindler bu kitabında hastane yataklarını işgal eden her dört hastanın üçünde aslında DSOH (Duygularının Sebep olduğu Hastalık) olduğunu gösterir. Düşünsenize, şu an hasta olan her dört kişiden üçü, eğer duygularıyla nasıl baş edebileceğini öğrenmiş olsaydı şimdi sağlıklı olacaktı. Dr. Schindler’in kitabını okuyun ve kendi ‘duygu yönetimi’ programınızı geliştirin. 3. “Üçüncü olarak da ölene kadar yaşamaya azmederdim.” Bu dertli adama, yıllar önce vereme yakalanmış olan avukat bir arkadaşımın bana verdiği öğüdü anlatarak konuşmama devam ettim. Bu arkadaşım denetim altında bir hayat yaşaması gerektiğini biliyordu ama bu durum onu hukuk alanında çalışmaktan, iyi bir aile yetiştirmekten ve hayattan gerçekten zevk almaktan alıkoymadı. Şimdi 78 yaşında olan arkadaşım felsefesini şu kelimelerle açıklardı: “Ölene dek yaşayacağım ve yaşamla ölümü birbirine karıştırmayacağım. Bu dünyada olduğum sürece yaşayacağım. Neden sadece yarı canlı olayım? Kişinin ölmek konusunda endişelenerek geçireceği her dakika aslında o kişinin ölü olarak geçirdiği bir dakikadır.” Sağlık Mazeretinin üstesinden Gelmek için Kullanabileceğiniz Dört Şey 1. Sağlığınız hakkında konuşmayı reddedin. Bir rahatsızlık hakkında, nezle dahi olsa, ne kadar çok konuşursanız, rahatsızlığınız o kadar kötüleşir gibi gelir. Kötü sağlık hakkında konuşmak tohumu gübrelemek gibidir. 2. Sağlığınız hakkında endişelenmeyi reddedin. 3. Sağlığınızın şu anki durumuna samimi olarak müteşekkir olun. Eski bir deyişi burada tekrar etmek yerinde olacak: “Eski püskü ayakkabılarım olduğu için kendimi mutsuz hissediyordum; ta ki ayakları olmayan bir adamla tanışana dek.” 4. Kendinize daima şunu anımsatın: “Yorulmak hamlaşmaktan daha iyidir.” Yaşamdan zevk alın. B.. “Ama Başarılı Olmak İçin İnsanın Zekası Olmalı.” Çoğumuz zekayla ilgili olarak iki temel hata yaparız: 1. Kendi zeka gücümüzü küçümseriz. 2. Diğer insanların zeka gücünü abartırız. Önemli olan ne kadar zekaya sahip olduğunuz değil, sahip olduğunuz zekayı nasıl kullandığınızdır. Zekanızı yönlendiren düşünce, zeka gücünüzün miktarından daha önemlidir. IQ’su 100 olan olumlu, iyimser ve işbirliği yapan kişi, IQ’su 120 olan olumsuz, karamsar ve işbirliği yapmayan kişiden daha çok saygı görür ve daha büyük başarılar elde eder. Vazgeçmemek, yapabilmenin yüzde 95’idir. Bazı zeki insanlar neden başarısız olurlar? Yıllarca dahi denilebilecek bir kişinin yakınında bulundum. Soyut zekası çok gelişmiş olan Phi Beta Kappa, doğuştan çok zeki olmasına rağmen, tanıdığım en başarısız kişilerden birisidir. Çok sıradan bir işi vardı (sorumluluk almaktan korkardı). Hiç evlenmedi (birçok evlilik boşanma ile sonuçlanır). Pek az arkadaşı vardı (insanlardan sıkılırdı). Mal, mülk gibi şeylere yatırım yapmazdı (parasını kaybedebilir). Bu adam o muhteşem beyin gücünü başarıya ulaşmak üzere araştırmalara yönlendirmek yerine işlerin neden yolunda gitmeyeceğini ispatlamakta kullanırdı. Beynindeki muhteşem kaynağı olumsuz düşüncelerin yönlendirmesinden dolayı bu adam kendinden çok az şey verir ve hiçbir işe yaramazdı. Unutmayın, zekanıza yol gösteren düşünceler sahip olduğunuz zekadan çok daha önemlidir. Bu temel başarı prensibini doktora derecesi bile değiştiremez. Doğuştan varolan kabiliyetlerin miktarını artırmak konusunda çok fazla şey yapamayız, ancak sahip olduğumuz şeyleri kullanma biçimini elbette değiştirebiliriz. Bilgi güçtür-yapıcı olarak kullanıldığında. Zeka mazeretinin getirdiği bazı yanlış düşünceler de bilgiyle ilgilidir. Sık sık, bilginin güç olduğu biçiminde sözler duyarız. Ama bu cümlenin ancak yarısı doğrudur. Bilgi sadece potansiyel güçtür. Bilgi sadece kullanıldığı-sadece yapıcı olarak kullanıldığı-zaman güçtür. Büyük bilimadamı Einstein’la ilgili bir hikaye vardır. Bir keresinde ona bir mil kaç feettir diye sormuşlar. Einstein’ın cevabı şu olmuş: “Bilmiyorum. Herhangi bir referans kitabından iki dakikada bulabileceğim gerçeklerle beynimi neden doldurayım ki?” Einstein bize büyük bir ders vermekte. Einstein beyninizi gerçekleri saklamak üzere bir depo olarak kullanmak yerine onu düşünmek için kullanmanın daha önemli olduğunu anlamıştır. Zeka Mazeretini Tedavi Etmenin Üç Yolu 1. Kendi zekanızı asla hafife almayın ve başkalarının zekalarını gereğinden fazla büyütmeyin. Kendinizi ucuza satmayın. 2. Kendinize her gün sürekli şunu anımsatın: “Tutumum zekamdan daha önemlidir.” 3. Unutmayın, bilgileri ezberlemek yerine düşünebilme yeteneği çok daha değerlidir. C. “Faydası yok. Çok yaşlıyım (veya çok gencim). Yaş mazeretinin üstesinden geldiğinizde, bunun doğal sonucu, gençlik iyimserliğini ve gençlik duygusunu elde etmektir. Yaş mazereti korkularını yere serdiğinizde, yaşamınıza yıllar katmanın yanı sıra başarılar da katmış olursunuz. Yaşlılık bir başarısızlık hastalığıdır. Sizi geri çekmesine karşı çıkarak onu yenin. Kısaca özetlersek, yaş mazereti şöyle giderilebilir: 1. Şu anki yaşınıza olumlu bakın. “Hala gencim” diye düşünün, “Yaşlandım” diye değil. Yeni ufuklara doğru bakmayı öğrenin, coşku sahibi olun ve gençlik duygusunu hissedin. 2. Ne kadar üretken zamanınız kaldığını hesaplayın. Unutmayın, 30 yaşındaki bir kişinin önünde hala üretken olarak geçirebileceği yüzde 80’lik bir aktif yaşantı süresi vardır. 50 yaşındaki birinin önünde de fırsatlarla dolu yıllarının yüzde 40’ı-üstelik en iyi yüzde 40’ı. Aslında yaşam pek çok insanın düşündüğünden daha uzundur. 3. Gerçekten ne yapmak istiyorsanız onu yaparak gelecek zamana yatırım yapın. “Yıllar önce başlamış olmalıydım” biçiminde düşünmeyi bırakın. Bu, başarısızlık düşüncesidir. Bunun yerine “Şimdi başlayacağım, en iyi yıllarım önümdeki yıllar” diye düşünün. Bu başarılı insanların düşünme biçimidir. D. “Ama benim durumum farklı; kötü talih yakamı bırakmaz.” Şans Mazeretini İki Yolla Alt Edin 1.Sebep-sonuç kanunun kabul edin. Bir başka kişinin “şansı” olarak görünen şeye ikinci kere bakın. Onun geleceğini yönlendiren şeyin şans değil, hazırlık, planlama, başarı-üreten düşünme süreci olduğunu bulacaksınız. Bir başkasının “kötü şansı” olarak görünen şeye de ikinci kere bakın. O zaman bazı sebeplerin varlığını keşfedeceksiniz. Bay Başarı bir engelle karşılaşır; öğrenir ve bundan karlı çıkar. Bay Sıradan ise kaybettiği zaman öğrenmeyi beceremez. 2. Hüsnü kuruntuya kapılmayın. Zihinsel enerjinizi hiçbir efor sarf etmeden başarı elde edecek yolların hayalini kurmakla harcamayın. Sadece şans ile başarılı olamayız. Başarı, onu üreten şeyleri yapmakla, onu üreten prensipler konusunda uzman olmakla elde edilir. İş hayatında yükselmeyi, zaferleri, yaşamdaki güzel şeyleri şansa bağlamayın. Şansın işlevi bu güzel şeyleri size ulaştırmak değildir. Bunun yerine, sizi başarılı bir insan yapacak kaliteyi kendinizde geliştirmeye konsantre olun. GÜVEN SAĞLAYIP KORKUYU YENİN Evet, korku gerçektir. Ve onu yenmeden önce varlığını kabul etmeliyiz. Bugün artık korkunun çoğu psikolojiktir. Endişe, gerginlik, sıkıntı, panik, tümü de yanlış idare edilen olumsuz düşüncelerden kaynaklanmaktadır. Eski “o-sadece-senin-aklında” yaklaşımı, korkunun aslında var olmadığını varsayar. Ama korku vardır. Korku gerçektir. Korku, başarının bir numaralı düşmanıdır. Korkunun her türlüsü veya büyüklüğü bir psikolojik hastalık türüdür. Zihinsel bir hastalığı da bedensel bir hastalığı tedavi ettiğimiz gibi belirli ve kendini kanıtlamış yöntemlerle tedavi ederiz. Güven duygusu tamamen sonradan elde edilir veya geliştirilir. Hiç kimse içinde güvenle doğmaz. Etrafına güven saçan, korkuyu yenmiş, her zaman ve her yerde kendini rahat hisseden bu insanlar güvenlerinin bir parçasını sonradan elde etmişlerdir. Siz de bunu yapabilirsiniz. Aşagıdaki iki adımlık prosediri kullanarak korkunuzu yenebilir ve güven kazanabilirsiniz. 1. Korkunuzu izole edin. Gerçekte tam olarak neden korktuğunuzu belirleyin. 2. Sonra harekete geçin. Her korku için bir eylem biçimi vardır. Unutmayın, tereddüt sadece korkuyu büyütür. Hemen harekete geçin. Kararlı olun. Kendine güvensizlik çoksa, bu bizi doğrudan hatalı yönetilen belleğe götürür. Beyniniz tıpkı bir banka gibidir. “Akıl bankanıza” her gün düşüncelerinizi yatırırsınız. Bu düşünce birikimleri büyür ve sizin belleğiniz olur. Düşünmeye başladığınızda veya bir problemle karşılaştığınızda, aslında bellek bankanıza şunu söylersiniz: “Bunun hakkında ne biliyorum?”Bellek bankanız otomatik olarak sizi cevaplar ve daha önceki benzer durumlarda yatırmış olduğunuz bilgi parçalarını sunar. O halde belleğiniz yeni düşünceleriniz için işlenmemiş malzeme sağlayan temel kaynağınızdır. Bellek bankanızı etkin biçimde yöneterek güven sağlamak için yapmanız gereken iki önemli şey şudur: 1. Bellek bankanıza sadece olumlu düşünceleri yatırın. Dürüst olmak gerekirse, herkes hoş olmayan can sıkıcı, cesaret kırıcı pek çok durumla karşı karşıya kalır. Ama başarısız insanlarla başarılı insanlar bu durumları tamamiyle farklı biçimlerde ele alır. Başarısız insanlar bunları, deyiş yerindeyse, kalben alırlar. Bu hoş olmayan durumlar üzerinde gereğinden fazla durarak bunların belleklerinde iyi bir yer edinmelerine neden olurlar. Bunları akıllarından çıkaramazlar. Geceleri, üzerinde düşündükleri en son şeyler bu hoş olmayan durumlardır. Öte yandan kendine güvenen, başarılı insanlar bunlar üzerinde “bir daha düşünmezler bile.” Başarılı insanlar bellek bankalarına olumlu düşünceler yatırmada uzmanlaşmışlardır. 2. Bellek Bankanızdan Sadece Olumlu Düşünceler Çekin: “Basitçe şu: olumsuz düşünceleri zihinsel canavarlar halini almadan önce yok etmek.” Zihinsel canavarlar yaratmayın. Bellek bankasından boş olmayan şeyler çekmeyi reddedin. Hangi türden olursa olsun bir şeyi anımsadığınız zaman deneyiminizin olumlu kısmı üzerine konsantre olun; kötü tarafını unutun. Onu toprağa gömün. Kendinizi olumsuzca düşünürken yakalarsanız, zihninizi tamamiyle kapatın. İşte size insanları uygun perspektife koymak için iki yol: 1. Öteki Kişiye Dengeli Bir Şekilde Bakın. İnsanları ele alırken şu iki noktayı aklınızdan çıkarmayın. Bir kere, öteki kişi önemlidir. Kesinlikle önemlidir. Her insan önemlidir. Ama şunu da unutmayın: “Siz de önemlisiniz.” O nedenle birisiyle tanıştığınızda şöyle düşünmeyi kural haline getirin: “Biz oturmuş, karşılıklı ilgimizi çeken ve bize fayda sağlayacak konuda konuşmakta olan iki önemli insanız.” 2. Bir Anlama Tutumu Geliştirin. Mecazi olarak sizi ısırmak isteyen, size hırlamak isteyen, sizi sürekli azarlamak isteyip de bunu yapamazsa küçük düşürmek isteyen insanların sayısı az değildir. Kendinizi bu tip insanlara karşı hazırlamazsanız, kendinize olan güveninizde büyük boşluklar açar ve kendinizi bütünüyle yenilmiş birisi olarak hissetmenize neden olurlar. Bu gelişmiş kabadayıya, kendi zayıf noktasını etrafa yaymaktan hoşlanan kişiye karşı bir savunmaya gereksiniminiz vardır. Doğru olanı yapmak vicdanınızı tatmin eder. Bu da kendine güveni geliştirir. Yanlış bilinen bir şeyi yaptığımızda iki olumsuz şey meydana gelir. Birincisi, kendimizi suçlu hissederiz ve suçluluk kendimize olan güveni yiyip bitirir. İkincisi, er geç diğer insanlar bunu öğrenir ve bize olan güvenlerini yitirirler. İşte size yirmi beş kere okumaya değer bir psikolojik ilke. Sizi iyice doyurana dek bunu okuyun: Güvenli düşünmek için, güvenli hareket edin. Ünlü psikolog Dr. George W. Crane, Uygulamalı Psikoloji adlı kitabında şöyle demiştir: “Unutmayın, davranışlar duyguların göstergeleridir. Duyguları doğrudan denetleyemezsiniz, sadece davranış veya hareketlerinizin seçimiyle bunu yapabilirsiniz...Bunu yaygın trajedilerin tümünden (evlilikteki zorluklar veya yanlış anlamalar) kurtarmak için somut olan bazı psikolojik gerçeklerin farkında olun. Her gün uygun davranışlarda bulunursanız, kısa sürede bunlara göre hissetmeye başlayacaksınız. Sadece hem kendiniz hem de partneriniz için randevu, öpücük, günlük kompliman yapma ve birçok küçük kibar davranışlar konusunda dikkatli olun; böylece aşk duygusu konusunda endişe etmemize gerek kalmaz. Kendinizi sadık hissetmediğiniz sürece sadık davranamazsınız.” Psikologlar fiziksel hareketlerimizi değiştirerek tutumlarımızı değiştirebileceğimizi söylerler. Örneğin, kendinizi güldürebilirseniz sonunda kendinizi daha güleç hissedersiniz. Kambur durmak yerine dik durursanız kendinizi daha üstün hissedersiniz. Bu olumsuz açıdan da geçerlidir. Biraz sert kaş çatarak bakın, bakalım kendinizi sürekli kaşları çatık biri olarak hissetmiyor musunuz? Düzenlenmiş davranışların duyguları değiştirdiğini ispatlamak çok kolaydır. Biriyle tanışırken çekingen davranan insanlar bu çekingenliklerinden üç basit hareketi aynı anda yerine getirerek kurtulabilirler: İlki, diğer kişinin elini yakalayıp sıcak bir şekilde tokalaşın. İkincisi, doğrudan ona bakın. Üçüncüsü “Sizinle tanıştığıma memnun oldum” deyin. Dolayısıyla güvenli düşünmek için güvenli davranın. Hissetmek istediğiniz biçimde davranın. Aşağıda beş tane “güven-geliştirici” egzersiz yer almaktadır. 1. EN ÖN SIRADA OLUN ! Toplantılarda-kutsal yerlerde, sınıfta veya diğer türden topluluklarda-önce arka sıraların dolduğu dikkatinizi çekti mi hiç? Pek çok insan arka sıralarda oturmak için mücadele eder ve böylece “fazla dikkat çekmezler.” Fazla dikkat çekmek istememelerinin sebebi ise kendilerine güvenmemeleridir. http://www.yvik.org.tr/index.asp?pg=kh&newID=272 ... ******************************** Yorumun tamamını okuyabildiğime göre başarma şansım var demektir... Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 28, 2009 saat: 03:02 { Bağlantı }
böylesiYazan: ... Tarih: 2009-06-27 14:37:42, 2009-06-27 14:37:42Şimdi 1500'lü yıllara gidin. O yıllarda yaşadığınızı düşünün. “Birşeyleryazayım ama bu yazı 400 sene sonra okunsun” diyorsunuz. Mimar Sinan’ın (1490-1588) şaheserlerinden biri olan Şehzadebaşı Câmii’nin 1990'lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, câminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı TV’de şöyle anlatmıştı: “Câmi bahçesini çevreleyen duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler görüldü. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer aldı. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşa edildiğini öğrenmiştik, fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu: ’Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.’ Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşaasını anlatıyordu. Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insan üstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarın erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.” ******************************* Bu olay ileriyi görmenin ötesinde ileriyi bilmek olmuş. Herkes ileriyi bilemedeği için sadece bir tane Mimar Sinan var sanırım. ( Bir kağıt parçasına bi şeyler yazar ve minik bir ilaç şişesine koyup bilgisayar kasasının içine yerleştirir, hınzırca güler. Bu arada Tosun'un kulağı çınlamaktadır...) Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 28, 2009 saat: 03:03 { Bağlantı }
.....Yazan: ... Tarih: 2009-06-27 14:30:50, 2009-06-27 14:30:50" Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar. "Dr. David J. Schwartz ****************************** Şuna inanıyorum ki; imkansız vakit alır... Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 28, 2009 saat: 03:04 { Bağlantı }
üçlemeYazan: Adsız Tarih: 2009-06-27 14:20:16, 2009-06-27 14:20:16İnsan-Seks-Tutku üçlemesi güzeldi.Bir sonraki yazıyı sabırsızlıkla bekliyorum. Tembel olma, yaz haydi. **************************** Coşkuyla yazmak istiyorum. Fişimi çekene kadar. oh. Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 28, 2009 saat: 03:05 { Bağlantı }
EY HALUK!....Yazan: Asitavandas Tarih: 2009-06-26 13:39:32, 2009-06-26 13:39:32Tutku; olmasını olağan dışı bir duygu ve dizginlenemez bir istekle murad ettiğimiz ve peşinde koştuğumuz şeydir..Tutkuyu deneyimlediğimiz, oluşumunun nasıl gerçekleştiğini bildiğimiz ve onun hakkında doğru ve sağlam fikirler oluşturduğumuz zaman tutku, tutku olmaktan çıkar olgun bir fikire ve kazanılmış bir deneyime döner. Benzer tutkuların peşinden koşup onların oluşum süreçlerini kavrayamayan kişiler doğaldır ki; onun hakkında hiç bir zaman gerçek fikirlere sahip olamayacaklar, tutkularının esiri olacaklardır. Tutku ve onun nesnesini oluşturan olguların en başında kuşkusuz aşk gelir. "Aşk ve tutku" karmaşık ve üzerinde çok konuşulmuş,yazılmış durulmuş bir konudur. Bir ara fırsat olursa bu konuda gene yazacağım. O zaman önsözü bu yazı olsun... Şimdi tutku konusunun anlaşılabilmesi(benim açımdan) için başka bir örnekleme yapmak istiyorum:) Adalet Ağaoğlu'nun yazdığı ve sinemaya da uyarlanan bir film vardır. Adı "sarı mersedes". Köyünden kopup Amanyaya çalışmaya giden İlyas Salman, orada uzun yıllar çöpçülük yapar.En büyük tutkusu bir mersedes alıp köyüne dönmek ve sevdiği genç kıza kavuşmaktır. Çocukluğunda köye mersedesle gelen bir adamın gördüğü ilgi, böyle yaparsa itibar kazanabileceğini, toplum arasında yer edinebileceğini hatta sevdiği kızın kendisiyle evlenebileceği fikrinin oluşmasına yol açmıştır. Yıllarca çalışır her türlü sıkıntıya, aşağılanmaya, itilip kakılmaya göğüs gererek ve nihayet otuzbeşli yaşlarında gereken parayı temin eder gıcır gıcır yepyeni sarı renkli son model bir mersedes alıp, köyüne doğru yola çıkar. Yolda trajikomik olaylarla karşılaşır. Ona ilgi gösterdiğini sanan kişiler, çıkarları için onu kandırmaya çalışmaktadırlar. Bu arada arabasıda sık sık hasar görerek yeni görünümünden uzaklaşmakta ve her darbe İlyas'ın ruhunda derin yaralar açmaktadır. Çünkü arabasıyla İlyas kişiliğini özdeşleştirmiştir.Binbir türlü meşakkatle köye ulaştığında arabası taklalar atarak hurdaya çıkar. Sevdiği kız evlenmiş en yakınları ölmüştür. Hurdaya çıkan bir tutku, bir yaşamdır aslında ve film burda biter. Onu bu kötü sona sürükleyen, gösterişli bir arabaya sahip olmakla, toplumsal bir statü kazanabileceğini sanması ve bunu bir tutku haline dönüştürmesidir. Böylesi bir tutkunun neden ve sonuç ilişkilerini kurabiliyorsak, filmdekinin aksi bile olmuş olsa elde edilen şeyin sahte ve tutarsız olacağını anlarız. Ve bu sağlam bir fikirdir. Fakat durum bu kadarda basit gözükmemektedir. İçimizi acıtan bir şey vardır İlyasın hikayesinde. Bizde de olan bir şey:)İlyasın çaresizliği ve toplumun yapısal bozukluğu. İlyas bu tutkuya toplumu gözleyerek sahip olmuştur, içten içe olmayacağını fark etmiştir. Bu bilerek aldanmadır belki de. Bizim de birçok kereler aldandığımız gibi. Ne demiş Tevfik Fikret " EY HALUK EZELİ BİR ŞİFADIR ALDANMAK!".... ************************************** Aldanmanın afyonu ile sarhoş olabilmeli bazen. Yeter ki ayıldığında gerçeğin sağlam tokadına hazır ol. Düzenleyen oyumben gün: Sunday, June 28, 2009 saat: 03:17 { Bağlantı }
...Yazan: hayatin7rengi Tarih: 2009-06-26 00:59:25, 2009-06-26 00:59:25bu tutku kötü bişeymi...ona göre okuycam...))) zor algılıyorum ben...devrelerim paslanmış.... 1 . İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, İHTİRAS 2 . Güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç: 3 . Aşırı düşkünlük. tutku ve hırs aynı sey değil diye düsünmüştüm... hırs ınsanı bitiren birseydir...ama tutkuyla bir şeyi istemek ve sahip olmak masumane geliyor.. tutkuyla sahip olmak da bu cabanın sonucu...tahsil kariyer para ya da sevgili.. bunları sahip olduktan sonra elde tutma konusunda tutkulu olmak tutuklu olmak anlamına gelecek... yoruldum ..oynamıyom ben ...:(( **************************************** Karşılıklı tutku kabul edilebilir kanaatindeyim... Düzenleyen oyumben gün: Friday, June 26, 2009 saat: 01:19 { Bağlantı }
....Yazan: hayatin7rengi Tarih: 2009-06-25 20:55:58, 2009-06-25 20:55:58Tutku ile sahip olduğumuz şeylerin belli bir süre sonra bize sahip olmalarını engelleyemeyiz.devrelerim isinsa da cıkacağım bu işin içinden.....:)) sanırım bir ayrıntı eklenebilir...tutku ile sahip olmak ve tutku ile sahiplenmek gibi....bunun ne faydasi olur...söyle ki...tutku ile sahip olduktan sona hic öyle olmamış gibi yapabiliriz..:)).tutku ile sahiplenmk ve kaybetmemek icin ona tutkuyla sarılmaksa...bizi esir alacaktır eninde sonunda...mantıgımızı ve vıcdanımızı elımızden alacak güce kavusunca... pötürdemek lazım....:))) tutkuyla hem de... selamlar... ********************************* Yorumunu okuduğumda neredeyse pötürdeyecektim. Aklım gıcırdadı... Diğer yandan tutku ile sahip olduğunda tutkusuzmuş gibi yapamayız ki... Tutku kontrolümüzü soğurur... Düzenleyen oyumben gün: Thursday, June 25, 2009 saat: 22:50 { Bağlantı }
tutku..Yazan: busegul Tarih: 2009-06-25 19:20:25, 2009-06-25 19:20:25tutku bizi ele geçirmişse bu zaten bize sahip olduğu anlamına gelmiyormu:?takıntıdan ayrılmalımıyız tutkuyu:? ******************************** Tutku ile takıntı yanyana yürümeyi severler ama ayrıktırlar zaten... Düzenleyen oyumben gün: Thursday, June 25, 2009 saat: 22:56 { Bağlantı }
TUTKU...Yazan: elifceyasam Tarih: 2009-06-23 21:38:57, 2009-06-23 21:38:57Tutku ile sevmek; zamanla tutkuyla acı çekmeye dönüsüyor diye düşünüyorum...********************************** Her şeye rağmen sevmeli bünye... Düzenleyen oyumben gün: Wednesday, June 24, 2009 saat: 22:34 { Bağlantı }
.Yazan: neversaynever Tarih: 2009-06-23 19:58:39, 2009-06-23 19:58:39hımmmmmhımmmm *********************** Hı hı... Düzenleyen oyumben gün: Wednesday, June 24, 2009 saat: 22:34 { Bağlantı }
hımm...Yazan: senyora Tarih: 2009-06-23 15:49:06, 2009-06-23 15:49:06...ama ne güzel bir ölüm olur o,,vay vay,,"""tutkuyla yaşa aşık öl cesedin heba olmasın""" (kamyonuna bu yazıyı asmaya karar verir) ******************************* Yazının altında da başka bir fikrin varsa şu numarayı ara yazmalı. Okuyucuyu pötürdetmeli adeta... Düzenleyen oyumben gün: Wednesday, June 24, 2009 saat: 22:33 { Bağlantı }
AkılYazan: isimsiz Tarih: 2009-06-23 15:48:46, 2009-06-23 15:48:46Akıl her duyguyu takip edip gölgesini onlardan esirgememeli zannımca.Sevgi, tutku, her neyse yaşanan akıl ile harmanlanınca daha bir "deli deli" oluyor sanki. Paradoks mu? Evrende paradokstan çok ne var. ****************************** Akıl ile delilik arasındaki mağarada kuluçkaya yatar paradoks... Düzenleyen oyumben gün: Wednesday, June 24, 2009 saat: 22:31 { Bağlantı }
Tutkunun ÇağrışımlarıYazan: nihansum Tarih: 2009-06-23 13:01:46, 2009-06-23 13:01:46Nedense benim lügatımda tutku sadece aşk sözcüğüyle özdeş ve öyle anılıyor. Sanki sadece aşk içinde tutkuyu barındırıyormuşçasına... Dolayısıyla bu sözde de bizi kendine esir eden o güzel duygu tutku; aynı zamanda esir edildiğimiz kişinin de esiri olmamıza sebep oluyor ve biz de buna aşk diyoruz.****************************** Esir olmanın esaretinden kurtulduğumuzda esaretsizliğin esiri olur muyuz? (Gözlerini kırpıştırır, öylece bakınır...) Düzenleyen oyumben gün: Wednesday, June 24, 2009 saat: 22:05 { Bağlantı }
tutkuYazan: senyora Tarih: 2009-06-23 12:13:46, 2009-06-23 12:13:46Tutku; Aşk'a feyk atan içsel debreşim.Tutkuya tutkallanmadıktan sonra tutkuyla sarınılmalı ,,vaciptir... Sezen Aksu der ya, "ben sende tutuklu kaldım" işte bu noktada biraz ironi var. aklı salimen düşünülüp bir an evvel hükümlü salıverilmeli... ************************* Şarkıyı ben sen de tutkulu kaldım olarak değiştirmeyi tekflif ediyorum. Bu durum Sezen Aksu'ya haber verilse hoş olur. Diğer yandan tutku ile aşk işbirliği yaparsa adam öldürür. Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 23, 2009 saat: 12:27 { Bağlantı }
???Yazan: hikayelerdirgeriyekalan Tarih: 2009-06-23 01:58:39, 2009-06-23 01:58:39Tutkular insanı "yaşatır", akıllılık ise sadece onun varlığını "sürdürür".Nicolas Chamfort Tutkuya tutku duymak gibi bi şey bu... Tutkulanasım geldi...belli belli:))) ********************** Tutkular insanı yaşattığı kadar da öldürür. Bunu sadece akıllılar bilir. ( ne hoş lakırdı oldu ehi.) Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 23, 2009 saat: 03:08 { Bağlantı }
ya olursa!Yazan: isimsiz Tarih: 2009-06-22 20:58:56, 2009-06-22 20:58:56"ömrüm artar sana baktıkça perestişle benimcanımın canı mısın nuru mu şuh-u şenim" ************************* Bimen Şen'siz hicaz faslı olur mu hiç? Ömrüm artar sana baktıkça perestişle benim Canımın canı mısın, ruhu musun şuh-i şenim Seni sevdikçe şifayab oluyor hasta tenim Canımın canı mısın, ruhu musun şuh-i şenim Hoş lakırdılar bunlar... Kelimelerle tutkunun gücünü bezemek gibi. ( bezemek tikat çekici oldu burda. cinaslı gibi, janjanlı bi şey oldu adeta.) Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 23, 2009 saat: 00:44 { Bağlantı }
tutku...Yazan: hikayelerdirgeriyekalan Tarih: 2009-06-22 17:50:18, 2009-06-22 17:50:18aşkın ayak izlerini izleyen bir kaşifin kıtaya ilk ayak bastığında karşılaştığı duygunun adıdır, bir başka ifadeyle gökyüzüne aşık filozof için yıldızların anlamı, denize aşık kadırgaların dalgalarla buluştuğunda çıkardığı,denizcilerin bir benzerinin dünyanın hiçbiryerinde olmadığına yeminler ettiği sesler, yeldeğirmenlerinin ruhu rüzgar ve bulutların özü yağmur gibidir tutku ..insan yüreğinin derinliklerinde var olan en delice isteğin, bedendeki yokoluşun sihrine karıştığı ve anın vuruşlarının gözlerin derinliklerinde kaybolmaya başladığı zaman, en uçtaki hücrelerden hissedilmeye başlanan derin, ten kadar bedensi, sevgi kadar yüce, en kutsal dokunuşlar kadar sarsıcı istektir tutku .. o ana kadar tek başına,tek bir bedenle ve tek bir ruhla sürdürdüğün yaşamın, boşluklarını hissederek, boşluklarının acılarını,karanlıklarını duyarak yaşadığın hayatının anlarının; yaşamdaki çelişkilerin varlığının farkına varılmasıyla, en azından bir başka yaşam olabileceğine ilişkin ilk şüphelerin var olmasıyla, boşluklarını hızla dolduran med dalgaları gibi yerini düşlere bırakmasıyla yavaş yavaş, beliren duygudur tutku. tutku aşkın ve düşlerin en şiddetli ve ilk acımasız duygusudur . belki de yaşamın vazgeçilmez yedi duygusunun en tanrısal olanıdır tutku .. tutku bir fırtınadır kalbin ortasında başlayan ve giderek tüm bedene yayılan . onsuz olamayacağını hissettiğin ilk anı anımsarsın, gece yarısıdır, nedense bardağındaki çay soğumaktadır ve sana eskisi kadar tat vermemektedir. birşey olmuştur, kendine bulduğun mutluluklar gölgelenmiştir sanki.. bir gece yarısı daha geçer, uzakta parlayan ışıklar sana onu anımsatır, eski şarkılara merak sarmışsındır yeniden, ışıkları kapatmak istersin, içinde hep olduğuna inandığın huzur seni terketmiştir sanki .. bir parça daha yalnızdındır, kalabalıklar daha çok yalnızlığı anımsatmatadır sana. alevlerin bir ateş parçasından daha çok anlamlar taşıdığına inanmaya hazırsındır, kalbinde daha güçlü kıvılcımlar olduğunu ilk düşündüğün anlardır.. onsuz olamayacağını sürekli tekrarlamaya başlarsın, yaşam ikiye ayrılmıştır senin için, onunla geçirdiğin anlar, onsuz geçen anlar.. anlamlı olanlar ve yaşamdan silebileceğin kadar anlamsız olanlar. onunla geçirdiğin her an vazgeçilmez olmaya başlamıştır, içinde ölümsüzlük ateşleri yanmaya başlar..sanki, yaşam bir tuvalın üzerindeki desenler gibidir ve o siyah ve beyaz gibi vezgeçilmez, yokluğu ölümcül bir renktir. sanki ölümün sessizliği gibidir, fırtınanın rüzgarı, denizin tuzlu mavisi, yaranın acısı gibidir yaşamın içinde. onsuzluktan korkmaya başladığını hissedersin.. gün doğarken , yüzünün hayallerinden sıyrılan silueti derin bir tutku denizine dönüşür,aşkın vazgeçilmezi yerine gelmiştir , artık sen bir tutkunsundur.. ben sana tutkunum dersin, şafak sökmektedir az ötende. ************************** Tutkuya tutku duymak gibi bi şey bu... Tutkulanasım geldi... Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 23, 2009 saat: 00:21 { Bağlantı }
doğrudurYazan: isimsiz Tarih: 2009-06-22 16:29:36, 2009-06-22 16:29:36Aslında hiç bir şeye zaten sahip olamayız,dünyadaki her şey bir enerjidir ve akıp gider. Sahip olma tutkusu ise sadece bizi tüketir.BELGİN GÜVEN ****************************** Sanırım tüm canlıların er ya da geç sahip olacağı şey ölüm... Diğer yandan bir şeye sahip olamayacağımız düşüncesi kaybedecek bir şeyimiz olmadığı anlamına da geliyor. Ve kaybedecek bir şeyi olmayan insan kadar potansiyel güce sahip bir canlı tanımıyorum... ( nerden nereye..) Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 23, 2009 saat: 00:53 { Bağlantı }
....Yazan: ezgilimelodi Tarih: 2009-06-22 16:06:30, 2009-06-22 16:06:30tutku aşka meydan okuyan tek kuvvettir...************************* Tutku aşka meydan okur ama aşk oralı olmaz. Durmak bilmeden yoluna devam eder... Düzenleyen oyumben gün: Tuesday, June 23, 2009 saat: 00:21 { Bağlantı }
{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa } |