Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar.


"Kendi alevinle yakmaya hazır olmalısın kendini: Önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?" Zerdüşt Böyle Diyordu.

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Rss | Beyin Masajı | Matrix'e Davet | Ruh Halim Beyin Cilala


Uyanırım da Karanlığın Zulmü Basar İçimi / Gerard Manley Hopkins

Tarih: 21:30, Çarşamba, Mayıs 13, 2009

Uyanırım da, gündüzün değil, karanlığın zulmü basar içimi.
Ne saatler, Ah ne kara saatler geçirdik bu gece
Boyunca! Neler gördün yürek, neler; girdin ne hallere!
Ve dahası da ışıl ışıl daha uzun günlere ertelenmişti.
Şahidim var ki konuşuyorum böyle. Fakat, saat dilimdeki,
Yıllardır aslında, bir ömürdür. Ve ağıdım var ya ağıdım ince
Bitmek bilmez çığlıklarımdır, heyhat! yad ellerdeki can kişiye
Gönderilmiş de yerine ulaşmamış mektuplar gibi.
Safrayım ben, ben mide yanmasıyım. En katı hükmü Tanrının
Acıdır, ben bakayım ister tadına: oysa bendim benim tadım;
Kemikten yapılmışım, etle doldurulmuşum, laneti kan, tıka basa.
Ruhumun kendi mayası ucuz bir hamurdur, ekşir. Yok olan,
Yitip gidenler de böyledir, görürüm, ve geride bıraktıkları yangın
Benimkine benzer, onların kan ter benleri; beterin beteridir benimki ama.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bu Karanlıklar

Yazan: ozgan Tarih: 2009-05-16 21:33:07, 2009-05-16 21:33:07

Ebedi karanlığın provası.

************************

Edebi bir dille yapılabilir ancak...

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, May 17, 2009 saat: 22:05

Benim hissettiğim... :((

Yazan: Anjelika7 Tarih: 2009-05-16 00:29:47, 2009-05-16 00:29:47

"Uyanırım da, gündüzün değil, karanlığın zulmü basar içimi."

************************

Gece uyanmak için gündüz mü uyuyorsun?

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, May 17, 2009 saat: 21:52

YOK YOK YALAN DEME

Yazan: isimsiz Tarih: 2009-05-15 14:21:50, 2009-05-15 14:21:50

Gülmek için yaratılmış
Gözlerde yaşlar niye
Sevmek için yaratılmış
Kalpler hep bomboş niye

Sevmesini bilmiyorsan
Bakma sakın gözlerime
Mutlu olmak istiyorsan
İnan, inan sözlerime

Yok, yok "Yalan" deme
Sevgi denen o gerçeğe
Sevmek acı, gerçek acı
Benzer birbirine

****************************

Benzerleri birbirinden ayırmak için bazen onları birbirine karıştırmak gerekebilir...

Düzenleyen oyumben gün: Sunday, May 17, 2009 saat: 21:52

BUNUN İÇİN SEVİLİRİM !

Yazan: amozonik Tarih: 2009-05-15 13:02:30, 2009-05-15 13:02:30

Bazen sessizlik sonsuz karanlığın dilidir.
Doğal olan hiçbirşey gerçek aşk'tan uzak kalamaz...

KENT

Soğuk kent yaşamının insanı en ucuz üründen daha da ucuzlaştırdığı bir pazarda saklanmış gizli bir ormanı arar insan ama o orman olmayı hiç düşünmez.Değil mi ki o en ucuz ürün için birbirini öldürüyor insanlar,değil mi ki ağaçları yakıyor,kesiyor biçiyor ve kendilerinin farkında olmadıkları bir girdabın içerisine yok ediyor insanlar.Değil mi ki bir kağıt parçası için kan dökülüyor,taş parçası için yüreği taş kesilmiş insanların içerisindeyiz.Hile ve aldatma ile elde ettiği başarısı ile göğüs kemiklerini şişiren yozlaşmış o araştırdığı metalaşmış mutsuz insanların arasında insan olanın değerini hangi kelime anlatabilir?Ve hangi insan böyle insanların çin pazarında satılan bir üründen daha değerli olduğunu söyleyebilir.

''Kirli denize bakın,insanın kirini görün ölçtükleriniz insanın içerisindeki kirdir.Kirli aşklara bakın insanın kirini görün.Kafeslere kapatılan kuşlara bakın insanın kafesini görün.Postu için kafası ezilmiş bir tilkiye bakın,insanın tilkiliğini görün.Postu bozulmasın diye tuzağın içerisine jilet yerleştirip yaladığında dilinin kesilmesine vesile olarak kendi kanı ile ölmesine sebep olan kutup ayısına bakın insanın ayılığını görün !''

Böyle bir dünyada yaşar/yaşamaz bir halde kaybolup gitmiş iken adına yaşam denilen ve kendi doğası ile çelişkili bir dayatmanın içerisinde bilinçli bilinçsiz mücadele eden insanın aşk'ıda paralelinde bu sahteliğin izdüşümü olacaktır.
Mutsuz öyküler yazılacaktır.Çıldıracak düzeye gelecektir insanlar o kadar aynılardır ki nereye dönseler birbirilerini göreceklerdir.Bu kadar aynı iken bu kadar mutsuz olmalarının birtek nedeni var.Birbirlerine yarattıkları yalanların üzerinden akmaya çalışmalarıdır.Örneğin bir gün yaratılır ve o gün için bir pazar .Örneğin sevgililer günü artık sevgilinin sevgisi o gün alınan çiçeğe indirgenmiştir.O çiçek alınmadığı zaman sonu ayrılığa varan kavgalar yaşanabilir.Çünkü artık o günü hatırlamayan sevgili ,sevgilisine gereken değeri vermiyordur.Sorun alınıp alınamayan çiçekte değil, bir yalanın,bir uydurmanın bir olmayanın insan denen aklı akılsızlaştırmasıdır.Yani çiçek alsa hediyesi beklenir,hiçbirşey olmaz ise insan bir kere kutlar denir....Babanın evladı ile arasındaki köprü reklamlarda görülen yeni bir telefondur.Komşu oğlunun babası onu çok sevmektedir laptopunu değiştirmiştir.Karı ile kocasının arasında mobilya takımları vardır.Sevgililerin arasında arabalar,para.Evet herşey parametre ile ölçülmeye başlanmıştır artık.Aslında ürün sizsinizdir.Bu döngü sizi pazarlamaktadır ve sizin insanlığınızı satın almaktadır.Aptalca,çok aptalca...Ve ancak bunun yanında buna engel olabilecek bir eğitimden uzaklaşılır.
Bir ters orantı vardır...
Bu döngüde;
''İnsan ne kadar kalitesizleşirse,ürün o kadar değer kazanır.
Ürün insandır...
Yani kalitesizleştikçe değeriniz artar bu pazarda,kaliteniz arttıkça değeriniz düşer...
İlginç...

Bu her konuda böyledir.Eğitimde ,öğretime ailede dinde imanda..Ve bir seçim yapmak zorundasınızdır.Ve aslında seçim yapamazsınız bu hakkınız kalmamıştır...Üzgünüm ama her konuda böyle olduğunu söyleyebiliriz aslında bu din konusunda da böyledir.Bazı toplumlarda cinselliğe ambargo koymuşlardır.Ve otorite sizi niteliksizleştirmek için kendisine günah yaratmak zorundadır.Ve bu günah Tanrı'nın size günah olarak ilettiklerinin çok dışında bir maddi dayatmadır.Bu günahları sürekli taze tutup insanları uykuda tutmak zorundadır ki kendi binasını sağlam tutabilsin.Ve kanımca bunun nedeni insanları çok sevmeleri ve cehenneme gitmelerini engellemek değildir.Ve birgün doğanın birbiri için yaratılmış iki cinsi birbirinin karşısına dikilir.Artık kurallar sizin doğanızın çok dışındadır sizler kendinizi yaşadığınızı zanneder iken aslında sizlerden ve Tanrı'nın emirlerinden çok uzak bir silsilenin içerisinde nitelikleştirilirsiniz bu da toplumun en küçük biriminden en gelişmiş örgenliğine kadar zincirleme gider.İnancınız,imanınız yalanlaştırılır sizi kendinizden uzaklaştırır ve değeriniz düştükçe artarsınız.

Hz Muhammed ne demiş;
''Kadın eğe kemiği gibidir,onu fazla eğer iseniz kırılır,fazla doğrultur iseniz yine kırılır.''

Uzatmak istemiyorum...

Kısaca içerisinde yaşadığımız dünyada değerimiz düştükçe ellerini ovuşturanların oluşturduğu bir yalanın kurbanlarıyız.Bu aşk'ta karşımıza böyle çıkar.Aşk'ı karşı cinslerin birbiri arasında yaşadığı bağa indirger isek şayet oda yaşanmaz olur çünkü aralarında kendilerinden başka herşey vardır.Ve aslında ne aşk,ne günah,ne sevap ,ne yargılar ne suçlar kalmamaıştır.Bir yalanın içerisinde kıvranıp durmaktadır insanlar...

İşte böyle mutsuz bir dünyada bazıları farkındadır...
Milyarda birde olsa karşılaşır...


Senin acının adı
İşlenen günahın cehennem alevinin tadı
Ben seni günahınla sevdim
Senin günahını bile sevdim
Çünkü bu işte günah yoktu
yanılgıdan başka
Nedeni ben'dim...
Nedeni sen'din..

Bir ağaç düşün , ağaçların kesilmek,yakılmak ve arazi avcılarının gözbebeği olduğu soğuk bir kent köşesinin beton yığınlarından birisinin önünde yaşamını idame ettirmeye çalışan tek ağaç olsun.Çok büyük bir ağaç olsun öylesine büyük bir ağaç olsun ki ve öylesine çocuk hikayesi olsun ki kabuklarında öylesine yaşamış olsun ki öylesine hikayeye şahit olmuş olsun ki kesilmesine izin vermemiş olsunlar .Yaprakları hiç dökülmüyor olsun.Bir bank düşün altında belediyenin gelip geçenlerin dinlenmesi için oraya koyduğu bir bank olsun.Hergün bir çocuk dinlensin bir süre ve gidiyor olsun.. bu bankın üzerinde ve ağaç böylesini hiç görmemiş olsun.Çünkü ağacın yanına hergelen seviyorum diye ona ya bir taş atıyor olsun,dallarını kırıyor olsun,yapraklarını yoluyor olsun,altında yuva yapan karıncalarını,böceklerini üzerilerine konan kuşları avlıyor öldürüyor olsun...Bu çocuk ise hüzünlü olsun çocuk çok hüzünlü olsun kent yaşamında mutlu olmasının mümkün olmadığını düşünelim birden yaşına göre büyük yaşamış olsun.Bütün yaşadıklarına karşın o ağacın önündeki bankta önünde koşturan çocukları izleyerek mutlu olabilecek kadar insan olsun.Ve ağaç birgün sesini duyurabileceği insana henüz rastlamamış olsun..Üzeri yara izleri dolu olsun ağacın her gelen ellerinde kesici aletleri ile üzerine birşeyler çiziktirmiş olsun ve bütün gövdesi yara bere içerisinde kalmasına karşın aynı büyüklüğü ile hepsini kucaklıyor olsun.Çocuk arada sırada ağlasın hayata ağlasın üzülüyor olsun.Ağacı suluyor olsun,ona bakıyor olsun,üzerine konan kuşları seviyor olsun.. çiziklerini tedavi etmeye çalışıyor olsun...Kent yaşamının acımasızlığının , insanı en ucuz üründen daha da ucuzlaştırdığı pazarda bu çocuğun doğasına hayran olan ağacın dallarını uzatması yeşermesi çiçek açması fazla zaman almayacaktır.Artık o geldiğinde dallarını daha da uzatıp sarılmaktadır,bütün yağmur bulutlarını üzerine çekmektedir ,çiçekleri en güzel renkleri açmaktadır.Bir tek üzüntüsü vardır çocuk bir süre kalabilmektedir..

Acıları çekmek değil kimin için çekmek...
Bazıları o acıyı çekmeye değecektir ve köklerinizden kıpırdayamıyor olsanız bile o çocuğun sevgisi size gelecektir ...
Çünkü o ağacı tanımıştır bir kere...
Daha önemlisi o ağacı o çocuk tanımıştır...

Dediğim gibi böylesi bir dünyada nadir de olsa gerçek aşk'ı yaşayanalar gerçeği keşfedenlerdir.Bundan kurtuluş yoktur.
O çocuklardan olur iseniz olur...Her koşulda sevebilen acı da çekse sevebilen,kucaklayabilen sabit ağaçlar gibidir bazı insanlar.O insanlara Tanrıdan bahşedilen bir özelliktir bu bunun için doğmuşlardır.Onca beton insanın arasında en güzel boyanmış bina seçmek yerine o ağacı farkenden o çocuklardan olur iseniz olur.
Yoksa olmaz.
Demek istemiş Akheneton...
Kısaca şunu demiş;

''BUNUN İÇİN SEVİLİRİM ! ''

Çok şey daha demek istemiş ,birçok konuya daha değinilebilir belli ana başlıkları yazdım...

*************************************

Sosyal varlık olmak için küçük yaştan itibaren itinayla zımparalanıyor körpe beyinlerimiz...
Sosyal yaşam kendine tapacak duyarsız otomatlar istiyor.
Kendine köle olacak insanımsılara ihtiyaç duyuyor.
Kana kana içiyor insanlığımızı.
Evet insan oldukça uzaklaşıyoruz insanlıktan...

Düzenleyen oyumben gün: Friday, May 15, 2009 saat: 22:30

Yitip gidenler de böyledir, görürüm, ve geride bıraktıkları yangın ...

Yazan: hikayelerdirgeriyekalan Tarih: 2009-05-14 16:26:16, 2009-05-14 16:26:16

Ne olur bu gece uykumu bölme
Var git düşlerimden, var git bu akşam
Tam unuttum derken aklıma düşme
Var git hayalimden, var git bu akşam

Yağmur istiyorsan gözyaşıma bak
Yangın istiyorsan yüreğime bak
Ne olursun beni benimle bırak
Var git gözlerimden, var git bu akşam

Nasıl unutulur böyle sevgiler
Neler yaşamıştık bir düşün neler
Her köşede durur senden gölgeler
Var git gözlerimden, var git bu akşam

Aldığım her nefes seni fısıldar
Gelir ta kalbimden vurur şarkılar
Sana mı sözlenmiş bütün akşamlar
Var git anılardan, var git bu akşam

******************************

Nereye gitsem ki? ( manalı manalı bakar, aniden koşmaya başlar...)

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, May 14, 2009 saat: 18:39

....

Yazan: ezgilimelodi Tarih: 2009-05-14 15:42:50, 2009-05-14 15:42:50

yarısına kadar okudum yine:)
diğer yarısını da sen anlat

*****************************

Hmm. işte safrayım, mide yanması falanım. Bi çeşit gazım ehi.

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, May 14, 2009 saat: 18:28

UYANIRIM DA BİR MAVİ SEVDA GÜLÜ ÖPER YÜREĞİMİ

Yazan: akheneton Tarih: 2009-05-14 13:02:05, 2009-05-14 13:02:05

İçimden hiçbirşey gelmedi seni yaşamaktan başka yani yaşamaktan başka yani hiçbirşey gelmedi içimden senden başka...İçimden hiç çıkma.Sen basıyor yüreğim oluk oluk sen..Biliyormusun adaların rengi bıraktığımız gibi değil,denizin rengi değişmiş görmeyeli.Ne kadar yaşlanmış yüreğim o günden beri.Sen ise ne kadar tazesin tıpkı bıraktığım gün gibi.
kimlerin yüzünde göremedin...
Kimler sarılamadı sana yollarda koşup sarıldığım gibi.
Kim bağıramadı ''seviyorum seni''...
Kimbilir kimler üzdü seni.
Kimlerde bulamadın beni......
Merak edesin gelir belki birgün..

Ben hiçbir zaman
ne güzeldi o günler...
Denizler masmavi idi,hatırlıyormusun en soğuk kış günlerinden birisi idi bir defasında ve biz hiç üşümemiştik üşümeyi unutmuştuk..İnsanın sevdiği yüreğinin bir olduğu insan ile yaşaması ne kadar güzel.Sevdiğine doyamamak bile güzel.Şimdilerde hiçbir şey güzel değil benim için..
Kimlerin yüzüne göremedim seni
Kimler sarılamadı yollarda
Kimse bağıramadı ''seviyorum seni''
Bilsen kimler üzdü beni.
Kimlerde bulamadım seni...

Demeyeceğim ...

Beni burada bırakmıştın en son ...
Ve ben hâlâ bıraktığın yerdeyim...

Görünür bir sevgi,görünür bir aydınlık ifade edilemeyen görülemeyen algılanamayan bir ateşin sadece küçük bir közünün yüzünü ısıtmasıdır.Hangi karanlık kainatın bütünlüğü ile sembolize edilebilecek bir aydınlığın karşısına yakabilir ki alevlerini.En yakıcı ateşin suya dönüştüğü an'dır o aydınlık.Bu akış suyun akışı gibi değildir ey insanlık.Bu akış gibi değildir.Bu akış ,bu akış gibi denilebilecek bir öz'ür.Öz'den gelen bir sözdür.Bu akış gibi denir ancak !
Bu akış gibi aydınlık !
Bu akış gibi yağar,donar,solar,açar.
Bu akış gibi aşk.
Bu akış aşk.
Cismani varoluşun gözükara çağında uğruna vazgeçebildiklerinle ölçülemeyecek kadar küçük uğruna vazgeçilenler heyhat! ne kadar küçük eğer kıyaslarsam nekadar küçülürüm oysa inemem aşağılara küçük görün beni ve hatta küçükcük.Ne kadar karartırım aydınlığımı kıyaslarsam dünyanın suyunu içemediğiniz suları ile aydınlıklarınızı karartıyorsunuz siz !Kapının iç yüzünde güneş yüzü görmemiş yürekleriniz bir küçük mum ışığını aşk belliyor aşk sanıyorsunuz ve aydınlık gözleriniz bozuluyor mum erirken göremiyorsunuz da bittiğine karanlığa lanet ediyorsunuz.Oysa güneştedir aydınlık.Yarım gün bencil olmayın aydınlığıdır karanlığınız diğerlerinin.Bilgelik sizi yarım gün öldürür,yarım gün diriltir yarım gün mutlu olamayan cemiyet sonsuz aydınlığı arar.Aşk'ı aydınlık vermiş size saklamışsınız gecelere.
Şimdi bir karanlığa uyan !Tutun karanlığın altın kanatlarına ki o altın kanatların ışığa en yakın yerde uçuyorlar siz ey koca dağların tepesinde donanlar buralar ne kadar sıcak !Ne kadar aydınlık !
Size ne karanlık bir mağaradır.Ey Kana bulanmış çirkin aydınlık budalaları ! Kan değildir anlatmak istediğim güneştir,ay'ır gündüzdür gecedir doğadır.Yavrusunu seven anadır,kardeşini koruyan abladır,sevgili için atılan bir yürek !Yüz ,yüz sen gerekirse karkara dolu karanlık bataklıklarda.O bataklıklarda içerisinde yüzen geminin karinası sağlamdır !O bataklıklarda yüzdüğün sırada !Orası evrenin üzerinde yüzdüğü boşluk kadar aydınlık olacak sana !

Akheneton

Amazonu çağır açıklasın.
sevgiler sana

***********************************

Bir mavi sevda gülünün öpüşü ne yamanmış...
Bu öpüşün uyandırdığı his insanın aklını zorluyor...



Düzenleyen oyumben gün: Thursday, May 14, 2009 saat: 18:26

....

Yazan: mavikadife Tarih: 2009-05-14 11:59:21, 2009-05-14 11:59:21

Gittikçe doz artıyor, her sabah göz kapakları daha da ağırlaşıyor, soluk alış verişi zorlanıyor, haziran da geldi, güneş her gün daha çok yakıyor, güzel dostlar azalıyor, güzel çiçekler soluyor, tüm güzellikler insanlıkla ve masumiyetle birlikte yok oluyor...
iyi olan her şey hızla buharlaşıyor!
Yoksa ömrümüzün sonuna dek çocuk mu kalmalıydık? Belki o zaman yeni alınan bir elbisenin ya da uzun süre ortalarda görünmeyen bir dostu görmenin sıcaklığıyla tebessüm ederdik uyurken. Anne sıcaklığını hissedebilirdik, diğer herşeyi boşverip tek bir şeye odaklanır ve onunla mutlu olabilirdik, insanlığın en saf duygularıyla severibildik bir şeyi ya da birini.
O zaman belki menfaatsiz, çıkarsız, saf "insan" olurduk, sonsuza kadar bu sıfatı gururla taşıyabilirdik.
Gittikçe doz artıyor, kanıma zehir karışıyor, geceler ağırlaşıyor, şarkılar batırıyor dikenlerini, çocukluğumdan ve saflığımdan uzaklaştıkça dünya daha da gurbetleşiyor. Çocukluğumdan ve saflığımdan uzaklaştıkça ölüme yaklaşıyorum, yaklaşıyoruz. Evler daralıyor, sigaranın tadı kaçıyor, herkes uzaklaşıyor, herkes yabancılaşıyor, soğuk gece kefen gibi sarıyor vücudumu, huzursuzluk dikenleri ruhumu kanatıyor, kuşlar uzaklaşıyor, şarkılar yabancılaşıyor, sonsuz bir kuyunun dibine doğru hızla düştüğümü hissediyorum, çocukluk hayallerim, çocukluk aşklarım, sanrılarım, sevdiklerim, tüm güzellikler benimle beraber sonsuz bir kıyının dibine doğru hızla düşüyor,,,,
***en iyi acı benim acım mantığından yola çıkılmıştır***
< doğru mu yazdım? diye düşünür...anlayabildim mi yeterince ? neyse der kaşlarını kaldırır)

********************************

Çocukluk döneminde insan sadece şimdiki zamanı yaşar. Sanırım bu yüzden büyüdüğümüzde çocukluk dönemine geri dönmek istiyoruz.
Çocukken çok gelişmiş algı boyutumuz ve hassasiyetimiz biz büyüdükçe kalıplaşmış kabul ve düşüncelerin tokadıyla yok olmaya yüz tutar.
Ya bu hassasiyeti korumaya çabalayıp acıyı tüm hücrelerimize kadar hissetmeye razı olacağız ya da hassasiyetimizi yitirip kendini mutlu sanan otomatlar olarak yaşantımıza devam edeceğiz.
Tercih bize ait...
Fakat acı ile ilgili bildiğim en sert gerçek; acının ancak çekilerek yok edilebileceği...
Diğer yandan damıtılmış acının kelimelere akması olmuş yazın...

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, May 14, 2009 saat: 21:45

tiryaki yengeç

Yazan: isimsiz Tarih: 2009-05-13 23:49:12, 2009-05-13 23:49:12

içe karanlık bastığında dinlenir

http://www.youtube.com/watch?v=oZLDOEaeHiM

***************************

Konsantre karanlığın gizemli huzurunu tatmalı...

Düzenleyen oyumben gün: Thursday, May 14, 2009 saat: 17:59


{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }